M. Emin Zararsız –

Türkiye’de 150 yıllık geçmişi olduğu ifade edilen parlâmenter hükûmet sisteminden başkanlık hükûmet sistemine geçiş talepleri/tartışmaları, özellikle 1980 sonrası yakın tarihimizde bazı siyasî liderlerin açıklamaları ile belirli zamanlarda alevlenmiş olmasına rağmen 2017 yılına kadar bu konuda somut bir gelişme yaşanmamıştır.

15 Temmuz 2016 Darbe Teşebbüsünden sonra 2017 ve 2018 yılları Türkiye Cumhuriyeti siyasî sistemler tarihinde çok önemli dönüşümlerin yaşandığı yıllar olmuştur. İlk olarak 27/01/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yapılan değişiklikler ve bu değişikliklerin 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halkoylamasında kabul edilmesiyle “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi” benimsenmiştir. Akabinde 3 Kasım 2019 tarihinde yapılacak seçimlerin erkene alınmasıyla 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimi (ve Milletvekili Genel Seçimi) sonucu seçilen Cumhurbaşkanının (Recep Tayyip ERDOĞAN) 9 Temmuz 2018 tarihinde yemin ederek görevine başlamasıyla Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçilmiştir.

Hem anayasa değişiklik ve halkoylaması hem de seçimler sürecinde hükûmet sistemleri çok tartışılmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin fiilen işlemeye başlamasından bu yana iki yılı aşkın bir süre (27 ay) geçmesine rağmen gerek bu sistem üzerine gerekse genel olarak hükûmet sistemleri üzerine tartışmalar, zaman zaman geri plana düşse de gündemdeki yerini hep korumuştur.

Son zamanlarda gerek Millet İttifakını oluşturan siyasî partiler (CHP, İyi Parti, SP) ve HDP, gerekse liderleri AK Partiden ayrılarak yeni kurulan Gelecek Partisi ve DEVA Partisi, “Güçlendirilmiş Parlâmenter Sistem” adı altında parlâmenter hükûmet sistemine dönülmesi gerektiğini, bu sistemin ise asla 2017 yılı öncesindeki sistem olmayacağını sıkça ifade etmektedirler. Ancak, bu yazının yazıldığı tarih itibarıyla (20/10/2020) HDP eski Eş Başkanı Selahattin DEMİRTAŞ’ın T24’de yer alan yazısı ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Çanakkale Milletvekili Muharrem ERKEK’in SÖZCÜ Gazetesinde yer alan mülakatı dışında adı geçen siyasî partiler tarafından “Güçlendirilmiş Parlâmenter Sistem”in ne olduğuna, ne olması gerektiğine dair bir açıklama yapılmamış, bir metin paylaşılmamıştır.

Yakın zamanlarda Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN’un “Güçlendirilmiş Parlâmenter Rejim”, Prof. Dr. Levent KÖKER’in “Başkancı rejim: Popülist yarışmacı otoriterlik mi, diktatörlük mü?”, Prof. Dr. Fuat KEYMAN’ın “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Üzerine” ve Prof. Dr. Serap YAZICI’nın “Anayasa Yargısı Hükûmet Sisteminin Değil, Hukuk Devleti ve Demokrasinin Garantisidir” başlıklı yazıları akademi dünyasından bu alana yapılan katkılar olarak zikredilebilir. (ÖZBUDUN, KÖKER ve YAZICI’nın 2007 yılında AK Parti adına parlâmenter hükûmet sistemini esas alarak “YENİ ANAYASA” taslağını hazırlayan komisyonun üyesi olduklarını da ifade edelim.)

Bu yazıda önce “Parlâmenter Hükûmet Sistemi” ile “Başkanlık Hükûmet Sistemi”nin olmazsa olmaz ilkeleri üzerinde genel hatlarıyla durulduktan sonra 1876 Kânûn-ı Esâsîden başlayarak muhtelif zamanlarda yürürlüğe giren beş anayasada kabul edilen hükûmet sistemlerinin neler olduğu ifade edilecektir. Yazı bu sistemlerin temel ilkelerine bakışla sınırlı olacak, mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin değerlendirilmesine girilmeyecektir.

Genel hatlarıyla bir uçta Parlâmenter Hükûmet Sistemi, diğer uçta Başkanlık Hükûmet Sistemi, daha sonra ise bu iki sistemden de bazı unsurların bir araya getirilmesi ile oluşturulan Yarı Başkanlık Hükûmet Sistemi olmak üzere üç farklı hükûmet sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bu üç sistemle irtibatlı bir şekilde bazı önermelerle hükûmet sistemlerini beşe çıkaran düşünürler de bulunmaktadır. Bu yazı Parlâmenter Hükûmet Sistemi ile Başkanlık Hükûmet Sisteminin temel ilkelerine yönelik olduğundan Yarı Başkanlık Hükûmet Sistemine değinilmeyecektir.

Konuya girmeden önce bazı tespitlerin yapılması faydalı olacaktır.

Parlâmenter hükümet sisteminin temelleri 1215 Magna Carta Libertatum’a dayandırılmakla birlikte 18. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Başkanlık hükümet sistemi Amerika Birleşik Devletlerinin kurulmasına ve Amerikan Anayasasının ilanına (17 Eylül 1787) kadar geriye götürülmektedir. Yarı başkanlık hükümet sistemi ise 1959 yılından bu yana kabul edilen bir sistem olmuştur.

Hem parlâmenter hükûmet sistemi hem de başkanlık hükûmet sistemi demokratik sistemler olup birinin diğerine göre daha fazla veya az demokratik olduğu söylenemez.

Tek başına bu sistemlerden biri ile yönetilme durumu bir ülkenin ekonomik, siyasî, insanî vb. kalkınmalarını/gelişmişliğini sağlayan veya engelleyen model olarak değerlendirilemez. Ülkelerin gelişmişlik seviyeleri ile hükûmet sistemleri arasında doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır. Çünkü hem dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında hem de en geri kalmış ülkeleri arasında her iki sistemle de yönetilen ülkeler bulunmaktadır. Gerek OECD ve AB ülkeleri arasında gerekse G7 ve G20 ülkeleri arasında hem parlâmenter hükûmet sistemi ile (mesela Almanya, Avustralya, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada) hem de başkanlık hükûmet sistemi ile (mesela Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Güney Kore, Meksika) yönetilen ülkeler bulunmaktadır.

Parlâmenter hükûmet sisteminin zayıf, kısa ömürlü ve karar alma kabiliyetinden yoksun koalisyon hükûmetlerine, hükûmet krizlerine, hatta sık sık askerî müdahalelere ve vesayetçi yapılara yol açtığı; buna karşılık başkanlık hükûmet sisteminin ise bu gibi durumlara geçit vermediği yönündeki iddialar, bu konuya ilişkin ülkeler bazında yapılan araştırmalarda teyit edilmemektedir. Parlâmenter hükûmet sistemi ile yönetilip istikrarlı hükûmetleri bulunan, vesayetten uzak, askerî darbe kavramının literatüründe dahi yer almadığı dünyada önde gelen ülkeler bulunduğu gibi (mesela Almanya, İngiltere, Kanada) ya darbelerle sık sık karşılaşan ya da otoriterleşen başkanlık hükûmet sistemiyle yönetilen ülkeler de (mesela Arjantin, Azerbaycan, Beyaz Rusya Cumhuriyeti (Belarus), Şili, Venezüella) bulunmaktadır.

Bu sistemlerin ülkelerdeki başarısı iki temel durumun varlığı ile bağlantılıdır. Birincisi ülkenin geleneği ve kültürü; ikincisi ise her iki sistemin de genel kabul gören temel, tipik modeli içinde kalmak kaydıyla ve bu ilkelere zarar vermeyecek şekilde ülkeye özgü bazı mekanizmaların sisteme eklenmesi suretiyle sistemin kurulmasıdır.

Parlâmenter hükûmet sisteminin en başarılı ve örnek oluşturan modeli bir monarşi olmasına rağmen İngiltere ve federal bir devlet olan Almanya Federal Cumhuriyeti modeli iken başkanlık hükûmet sisteminin en başarılı ve örnek oluşturan modeli yine federal bir devlet olan Amerika Birleşik Devletlerindeki modeldir.

Yukarıda ifade edilen genel tespitlerden sonra parlâmenter hükûmet sistemi ile başkanlık hükûmet sisteminin temel ilkeleri bahsine geçebiliriz.

Parlâmenter hükûmet sistemi ile başkanlık hükûmet sistemini belirleyen, bunları birbirinden ayıran esas unsur yasama, yürütme ve yargı erklerinin oluşumu, birbirlerine karşı durumu, görev, yetki ve sorumluluklarıdır.

Parlâmenter hükûmet sistemlerinde yasama ile yürütme erkleri arasında yumuşak ayrılık; yargı erki ile yasama ve yürütme erkleri arasında ise mutlak/sert/katı ayrılık söz konusu iken başkanlık hükûmet sisteminin karakteristik özelliği yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında mutlak/katı/sert ayrılık bulunmasıdır. Ayrıca başkanlık hükûmet sisteminin demokratik sistemler içinde kalmasını sağlayan, otoriter yapılara kaymasını önleyen ve yine olmazsa olmaz mesabesindeki bir ilkesi ise kontrol/denetleme ve denge (check and balance) sistemidir.

Öncelikle ifade edelim ki, hem parlâmenter hükûmet sisteminde hem de başkanlık hükûmet sisteminde yargı erki yasama ve yürütme erklerine karşı mutlak olarak bağımsız ve tarafsızdır. Diğer bir ifade ile her iki hükûmet sisteminde de yargı erki ile yasama ve yürütme erkleri arasında mutlak/katı/sert kuvvetler ayrılığı ilkesi geçerlidir. Her iki hükûmet sisteminde de hem yasamanın hem de yürütmenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun denetimi yetkisi bağımsız ve tarafsız yargıya aittir. Yargı erkinin yönetimini sağlayan kurumsal yapının üyelerinin parlâmento veya devlet başkanı tarafından belirlenmesi, yargı gücünü kullananların (hâkimlerin) kendi aralarında belirlemesi veya bunların karması olan bir şekilde belirlenmesi konusunda tek bir yapı/model olduğu söylenemez. Her ülkenin gelenekleri bu konuda belirleyici olacaktır. Ancak korunması gereken değer yargı erkinin yönetimini sağlayan kurumsal yapının, tek tek bu yapının üyelerinin ve nihayet yargı gücünü kullanan tüm hâkimlerin hem yasamaya hem de özellikle yürütmeye karşı mutlak bağımsızlıklarının sağlanabilmesidir.

Genel kabul gören parlâmenter hükûmet sisteminin olmazsa olmaz iki aslî unsuru, temel ilkesi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi yürütme organının yasama organına karşı sorumluluğu, ikincisi ise yürütme organının devlet başkanı ve bakanlar kurulundan oluşan ikili (düalist) yapısıdır.

Parlâmenter hükûmet sistemlerinde yürütme organı halka karşı değil yasama organına karşı sorumludur. Bu sorumluluğun kaynağını yürütme organının meşruiyetini doğrudan halktan değil, yasama organından alıyor olmasında aramak mümkündür. Bu sorumluluk elbette siyasî sorumluluktur. Yürütmenin sorumlu kanadını oluşturan bakanlar kurulunun (hükûmetin) siyasî sorumluluğu parlâmentonun anayasada tanımlanmış çeşitli denetim araçları ile gerçekleşmektedir. Bu denetim araçlarının en önemlileri ise soru, gensoru ve güven oylamasıdır.

Yürütmenin ikili (düalist) yapısı gereği bu organ biri siyasî sorumluluğu bulunmayan ve vatan hainliği gibi istisnaî hâller dışında cezaî bakımdan da sorumsuz olan devlet başkanı ile meşruiyetini almış olduğu ve içinden çıkmış olduğu parlâmentoya karşı sorumlu bir başbakan ile bakanlar kurulundan oluşmaktadır. Ayrıca hem başbakanın hem de bakanların görevleri ile ilgili işlemiş oldukları suçlar bakımından, genelde özel usullere tabi olmak üzere cezaî sorumlulukları da bulunmaktadır.

Parlâmenter hükûmet sistemlerinin bir diğer ilkesi ise yürütme organının sorumsuz kanadını oluşturan devlet başkanının (bu bir monark da olabilir, cumhurbaşkanı da) hem siyasî hem de istisnaî hâller dışında cezaî sorumsuzluğu nedeniyle yetkilerinin sembolik ve temsilî nitelikte olmasıdır. Bu ilkenin doğal bir gereği olarak parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanı kural olarak tek başına işlem yapamaz. Devlet başkanının yapacağı işlemlerde başbakan ve ilgili bakanın veya bakanların imzası bulunur (karşı-imza ilkesi) ve bu işlemlerden doğacak siyasî ve cezaî sorumluluk da onlara ait olur.

Monarşinin olmadığı parlâmenter hükûmet sistemlerinde sorumsuz, sembolik ve temsilî nitelikte yetkileri bulunan devlet başkanının seçim usulü çok da önem arz etmemektedir. Buna rağmen parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanı genelde parlâmento tarafından seçilmekle birlikte, bazı ülkelerde doğrudan halk (seçmenler) tarafından seçildiği de görülmektedir (mesela Avusturya, Finlandiya, İrlanda, İzlanda). Bu ikinci seçenek demokrasi kültürü yerleşmiş ülkeler bakımından bir soruna yol açmayacakken, bu konuda malûl olan ülkeler bakımından sorunlara yol açabilir. Demokrasi kültürü yeterince yerleşmemiş ülkelerde (arızalı demokrasilerde) seçilebilmek için tüm ülkeyi gezen, seçim propagandası yapan ve nihayet genelde hükûmeti oluşturan siyasî parti/ler/den daha yüksek oranda seçmenin oyunu alarak seçilen, diğer bir deyişle meşruiyetini doğrudan halktan alan devlet başkanı ile hükûmet arasında çatışmaların yaşanması muhtemeldir. Bu nedenle kanaatimizce parlâmenter hükümet sisteminde devlet başkanı parlâmento tarafından, ancak nitelikli bir çoğunlukla seçilmelidir. Ancak bu konuda “nafile turlar” yaşanmaması bakımından gerekli önlemler de anayasada yer almalıdır.

Parlâmenter hükûmet sistemi bakımında ifade edilmesi yararlı olacak bir konu da parlâmentonun görev süresi ile devlet başkanının görev süresinin aynı veya farklı olması durumudur. Esasen çok fazla önem arz etmemekle birlikte bize göre devlet başkanının görev süresi parlâmentonun görev süresinden daha uzun olmalıdır. Ayrıca yine bize göre parlâmento seçimlerinin yenilenmesi kararının verilmesi hâlinde, görev süresi parlâmento süresi ile aynı olan hâllerde dahi devlet başkanının görev süresine bunun bir etkisi olmamalıdır.

Parlâmenter hükûmet sistemine getirilen eleştirilerden biri olan sıklıkla hükûmetlerin değiştiği iddiasına karşı önlem olarak mesela hükûmetin kuruluşundaki güven oylamasında basit çoğunluk yeterli iken, düşürülmesinde nitelikli çoğunluğun aranması; “yıkmakta birleşenler yapmakta da birleşsinler” ilkesinden hareketle “yapıcı güvensizlik oyu” gibi sistemler getirilebilir.

Yukarıda da ifade edildiği üzere başkanlık hükûmet sistemi, yasama yürütme ve yargı erkleri arasında mutlak/sert/katı ayrılığın bulunduğu ve sistemin bu üç erk/kuvvet arasında kontrol/denetleme ve dengeyi esas alarak kurgulandığı hükûmet modelidir. Bu çerçevede başkanlık hükûmet sisteminin temel ilkelerini şu şekilde ifade etmek mümkündür.

Başkanlık hükûmet sisteminin en temel ilkesi hem yasamanın hem de yürütmenin meşruiyetini doğrudan halktan (seçmenden) almasıdır. Diğer bir deyişle nasıl ki parlâmento halk (seçmenler) tarafından seçiliyor ise devlet başkanı da doğrudan halk (seçmen) tarafından seçilmektedir. Bu nedenle de bu organların görevde kalmaları birbirlerinin karşılıklı onayına bağlı bulunmamaktadır.

Başkanlık hükûmet sisteminde yürütmeyi bir kişi, devlet başkanı oluşturmaktadır. Bu nedenle bakanlar kurulu şeklinde bir yapı ve bu kurulun ortaklaşa aldığı kararlar ve ortak sorumluluk söz konusu değildir.

Başkanlık hükûmet sisteminde parlâmento ile devlet başkanının görev sürelerinin dolmasının diğerinin de görev süresinin dolmasına yol açması söz konusu olamaz. Ayrıca devlet başkanının belirli suçları işlemesi hâli dışında, (impeachment) parlâmento devlet başkanının, devlet başkanı da parlâmentonun görev süresini doğrudan veya dolaylı bir şekilde sona erdiremez.

Başkanlık hükûmet sisteminde genel olarak parlâmento seçimleri ile devlet başkanının seçimleri farklı zamanlarda gerçekleştirilir. Bu durum aynı zamanda yürütmeyi tek başına oluşturan devlet başkanının önemli, kritik konularda demokrasinin gereği olan uzlaşma arayışına vesile olmakta, ayrıca otoriterleşmeyi önleyici etkisi de olmaktadır.

Başkanlık hükûmet sisteminde demokrasinin gereği olan uzlaşma ve tolerans kültürünün gereği şekilde yerine getirilebilmesi ve otoriterleşmenin önlenebilmesi bakımından yürütmeyi tek başına oluşturan devlet başkanının bazı önemli işlemlerinde ve kritik önemdeki kararlarında önceden parlâmento ile uzlaşmayı sağlayacak girişimlerde bulunması, onayını alması gerekmektedir. Mesela devlet başkanı ile birlikte halk (seçmen) tarafından seçilmemişse devlet başkanı yardımcısı, bakanlar, bakan yardımcıları, bazı önemli (istihbarat, emniyet vb) kurumların başkanları, büyükelçiler, valiler, yargı erkinin yönetimini sağlayan kurumsal yapının devlet başkanı tarafından belirlenecek üyeleri, devlet başkanı tarafından atanacak yüksek mahkeme üyeleri gibi üst düzey atamalarda devlet başkanının atamayı yapmadan önce parlâmentonun onayını alması gerekmektedir.

Başkanlık hükûmet sisteminde yasama yetkisinin devri anlamına/boyutuna gelmeyecek çerçevede kalmak kaydıyla devlet başkanının yürütmeye ilişkin alanlarda kararnamelerle düzenleme yapma yetkisi söz konusudur.

Tipik bir parlâmenter hükûmet sistemi ile başkanlık hükûmet sistemine ilişkin olmazsa olmaz mesabesindeki temel ilkelerine ilişkin yukarıda yapılan belirlemeler elbette sadece bunlardan ibaret değildir. Bunların daha da detaylandırılması mümkündür. Ne yazık ki, yazının mecraı ancak bu kadarına müsaade etmektedir.

Nihayet ifade edelim ki, ülkeler bu temel ilkelere zarar vermeyecek şekilde tarihî birikimleri ve geleneklerinden kaynaklanan unsurları eklemek suretiyle ülkelerine özgü modellerini elbette kurabileceklerdir.

Bu tespitlerden sonra ülkemizin hükûmet sistemi bakımından tarihi gelişimine kısaca bakarak yazıyı sonlandırabiliriz.

1876 Kânûn-ı Esâsînin 23 Aralık 1876 tarihinde ilanı (yürürlüğe konulması) ile (I. Meşrutiyet dönemi) başladığı kabul edilen parlâmenter (hükûmet) sistem, hem sadece Şubat 1878’e kadar sürmesi hem de parlâmenter hükûmet sistemi özellikleri ile mukayese edildiğinde bu özellikleri karşılayamaması nedeniyle bir parlâmenter hükûmet sistemi olarak değerlendirmek hayli güçtür. Şubat 1878’de Osmanlı-Rus harbi gerekçe gösterilerek hem Kânûn-ı Esâsî askıya alınmış hem de parlâmento (Heyeti Âyan ve Heyeti Mebusandan oluşan Meclisi Umumi) tatil edilmiş ve bu durum 1908 yılına kadar devam etmiştir. Kânûn-ı Esâsîye göre Başbakan (Sadrazam) ve bakanlar (vekiller) Devlet Başkanı (Padişah) tarafından atanmakta, azledilmekte ve bunların sorumluluğu devlet başkanına (padişaha) karşı olmaktadır.

1908 ihtilali/darbesi ile başlayan II. Meşrutiyet dönemi için, Kânûn-ı Esâsîde yapılan önemli değişiklikler (özellikle 21 Ağustos 1909 değişiklikleri) sonucu oluşan sistem nedeniyle, I. Meşrutiyet dönemine göre parlâmenter hükûmet sistemine daha yakınlaşan bir sistemden söz etmeyi belki mümkün kılabilir.

İşgale karşı direniş ve bağımsızlık (kurtuluş) savaşı dönemi anayasası olan 1921 Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile getirilen sistem ne parlâmenter hükûmet sistemi ne de başkanlık hükûmet sistemidir. Bu Anayasa ile getirilen sistemin meclis hükûmeti sistemi olduğu kabul edilir.

1924 yılından 1960 yılına kadar 36 yıl yürürlükte bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilk Anayasası olarak kabul edebileceğimiz 1924 Teşkîlât-ı Esâsiyye Kanunu, ilkeler noktasında bazı eksikliklerine rağmen teori planında parlâmenter hükûmet sisteminin getirildiği anayasa olarak kabul edilebilir. Ancak bu Anayasa döneminde bir yandan 1923 – 1938 Mustafa Kemal ATATÜRK dönemi ile 1938 – 1950 İsmet İNÖNÜ (Milli Şef) dönemi uygulamalarının diğer yandan ise 1923 – 1946 arasında başka siyasî partilerin kurulmasına ve seçimlere girmesine müsaade edilmeyerek sadece tek partinin (CHF/CHP) bulunmasının ve bu zaman dilimindeki seçim sistemlerinin parlâmenter hükûmet sistemi ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

27 Mayıs 1960 tarihinde başlayan darbeler döneminin ilk anayasası olan 1961 Anayasası ise yürürlükte bulunduğu 19 yıl süresince hem teorik hem de uygulama planında tipik bir parlâmenter hükûmet sisteminin kurulduğu ve işlediği bir dönem olarak değerlendirilebilir.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra yürürlüğe konulan 1982 Anayasası ile getirilen sistem, parlâmenter hükûmet sisteminden sapma olarak değerlendirilebilecek bazı hükümlerine rağmen (mesela yürütmenin sorumsuz kanadı Cumhurbaşkanına verilen aşırı yetkiler) yine de parlâmenter hükûmet sistemi olarak nitelendirilebilir. Ancak hâlen yürürlükte olan bu Anayasanın ilginç bir serüvenine de işaret etmek gerekmektedir. 38 yıldır yürürlükte olan bu Anayasada önce 2007 yılında gerçekleştirilen ve 2014 yılında uygulanmaya başlayan değişiklikler (aşırı yetkili ve sorumsuz Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi sistemi) ile yarı başkanlık hükûmet sistemine daha da yaklaşılmış, daha sonra 2017 yılında gerçekleştirilen değişikliklerle ise Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) Hükûmet Sistemine geçilmiştir.

Son olarak özellikle 1982 Anayasasının ilk hâli ile getirilen parlâmenter hükûmet sisteminin de 2017 yılında geçilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden bu yana uygulamada olan Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) Hükûmet Sisteminin de yukarıda temel ilkeleri belirtilen ve bu alandaki örnek modellerden önemli ölçüde farklılaştığını ifade edebiliriz. Ancak hem 1982 Anayasasının ilk hâli ile getirilen parlâmenter hükûmet sisteminin hem de 2017 yılında geçilen Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) Hükûmet Sisteminin kurgulanıyorken bu alandaki ideal modellere neden uyulmadığına ilişkin olarak “Türkiye’ye özgü yaşanmışlıklar/tecrübeler” gerekçe olarak sunulmuş ve bu gerekçeler nedeniyle Türkiye’ye özgü modeller geliştirildiği ifade edilmiştir. Elbette bu durum hâlen anayasa ve siyaset bilimi uzmanlarının/akademisyenlerinin değerlendirmesine açık olarak durmaktadır.

M. Emin Zararsız
+ diğer makaleler

1984 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Yüksek lisansını aynı Üniversitede (1988), doktorasını Selçuk Üniversitesinde (1995) tamamladı. İkinci yüksek lisansını Leicester Üniversitesinde (1997) yaptı.
Sırasıyla Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Araştırma Görevlisi, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığında Planlama Uzman Yardımcısı ve Planlama Uzmanı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, Başbakanlık Müsteşarı (V), Gümrük Müsteşarı, SGK Başkanı, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı, YÖK Üyeliği ve Başbakan Başmüşaviri görevlerinde bulundu.
İş ve sosyal güvenlik hukuku, anayasa hukuku, insan hakları, kamu yönetimi ve eğitim konuları başlıca ilgi alanlarıdır.