Ömer Akpınar –

William Shakespeare aynı sosyal sınıfa mensup Romeo ve Juliet’i doğal zıtlıklar üzerinden aşkın hakikatine ulaştırır. Hâlbuki Fuzuli daha merhametlidir. Karakterlerin kendileri dahi ruh ve bedenleri üzerinden kendi zıtlıklarını yaratmaktadır. Gökteki ayın ışığına karşı direnen balkondaki karanlık Romeo’yu kucaklarken, Romeo’nun kılıcına vuran ışık aynı anda Juliet’in yüzünü de aydınlatmaktadır. Hakikatte ise o an tüm dünya karanlıktadır. Oysa mekân ister bir hurma ağacı altı olsun ister susuz çöl, Leyla karanlığın ete kemiğe bürünmüş hâli ve Mecnun da o karanlığa meftun bir avaredir.

Fuzuli ile Shakespeare’in zıtlıklara öykünmesi Moldova’nın zıtlıklara öykünmesinden daha şaşırtıcı değil. Zıtlıklarını hem bedeninde hem de beden dışı doğasında yaşayan Moldova kimi zaman Romeo, kimi zaman Leyla’dır. Mecnun’un yolu Moldova’ya düşseydi Prut Nehrinde Leyla’nın serabını, Dinyester Nehrinde ise Juliet’in yakamozunu görecekti ve bu durum onun için şaşırtıcı olmayacaktı.

Moldova Prut ve Dinyester nehirleri arasında konumlanmış bir Doğu Avrupa ülkesidir. Doğu tarafında Ukrayna, batı tarafında ise Romanya ile sınır olup başkenti Kişinev’dir. 27 Ağustos 1991 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinden bağımsızlığını kazanan Moldova, yaklaşık dört milyon iki yüz elli bin nüfusa ve otuz üç bin kilometre karelik yüz ölçüme sahiptir. Ülke nüfusunun yaklaşık üçte biri yurt dışında yaşamaktadır. Göçün en büyük sebebi ekonomiktir.

Moldova’nın tarihî kökeni on dördüncü yüzyıla kadar gitmektedir. Hikâyeye göre Karpat Dağlarından ormanlık ve ağaçlık bir bölgeye avlanmaya gelen Dragoş adında bir prens bir yaban Avrupa bizonu (yaban öküzü) ile karşılaşır. Prensin köpekleri bizona saldırır ve çıkan kavgada Dragoş’un “Molda” isimli en sevdiği köpeği ölür. Köpeğinin ölümüne çok üzülen Prens kavganın olduğu nehre ve kurduğu prensliğe “Moldova” ismini verir. Ayrıca Prensliğinin sembolü olarak Avrupa bizon başını kullanır. Moldova isminin ve bugün Moldova bayrağında bulunan Avrupa bizonu başının kaynağı bu şekilde anlatılır. Moldova Prensliği en güçlü olduğu döneme on beşinci yüzyılda Büyük Stephan (Stephan cel Mare) zamanında ulaşır ve Büyük Stephan bugün Moldova’nın ulusal lideridir.

Avrupa’nın Kapısı Olarak Moldova

Moldova coğrafi olarak Avrupa’nın kapısı konumundadır. Kapının iki yüzü iki zıtlığı temsil etmektedir. Kapının bir yüzü Avrupa’ya diğer yüzü eski Sovyet coğrafyasına bakmaktadır. Rus kültürünün baskınlığı, Sovyet mirası, din vb. sebeplerle Avrupalı olmayan veya olamayan eski Sovyet kültürün tüm kodları Moldova’da yaşamaktadır. Bununla birlikte Avrupa Birliği (AB) üzerinden Batı değerlerini önceleyen, bu değerleri hayatına tatbik etmek isteyen Moldovanlar için de Batı kültürünün temel kodları mevcut. Kapının bir yüzü Avrupa, diğer yüzü Rusya; bir yüzü gelecek, bir yüzü geçmiştir.

Moldova’da politik tartışmalar çoğu kez AB taraftarlığı ve AB karşıtlığı üzerinden yürümektedir. Şüphesiz kendi içinde ekonomik, sosyal, kültürel pek çok tartışmalar politik tutumları belirlemektedir. Ancak tüm tartışmalar bir noktada Moldova’nın dünya sisteminde nerede durması gerektiği konusunda düğümlenmektedir. Dünya ölçeğinde konumlanması gereken politik tutum ise ya Rusya ya da Avrupa Birliğidir. Söylem olarak özgürlük, zenginlik, güvenlik gibi durum ve değerleri önemseyen insanların AB üzerinden politik tercihlerde bulunacağı ve bu söyleme dayalı politik tercihlerde bulunacağı açıktır. Ancak tarihin getirmiş olduğu şüphecilik bu naiflikteki politik söylemlerin arkasındaki gerçek gündemin ve sorunların göz önüne alınması gerektiğini hatırlatır. Çünkü 2014 yılında AB hayali ile Moldovan halkının sadece umutları değil paraları da çalındı. 2018 yılında yayımlanan Deutsche Bank raporuna göre 2011 yılında başlayan para aklama ve çalma işlemleri 2014 yılına kadar sürmüş ve toplamda 2,9 milyar dolarlık yolsuzluk yapılmıştır. 2014 yılı GSYİH’nın 8,5 milyar dolar olduğu düşünülürse çalınmaya konu edilen paranın ne kadar büyük bir meblağ olduğu ortaya çıkar. Bir sonraki yıl, bahsedilen yolsuzluk, dünya genelindeki ekonomik durum ve Rusya’nın Kırım işgali etkisiyle GSYİH 7,5 milyar dolara gerilemiştir.

Rusya’ya yakın politikalar benimseyen politikacıların yaşattığı hayal kırıklığı, AB taraftarlarından daha az değildir. Özellikle 2001 yılında iktidara gelen ve Anayasa değişikliği yapacak kadar çoğunluğu elde eden Komünist Parti ve Lideri Vladimir Voronin, ülkenin eski Sovyet hayaline sarılmış umutlarını kendi iktidarını sağlamlaştırmak için kullandı. Dünya piyasalarındaki parasal genişlemeden finans ölçeğinde yararlanabilen Moldova, bu dönemde ne ülke ekonomisine ne de toplumsal barışa katkı sağlayacak bir politika gördü. Sistemsizliği sistem olarak benimseyen Voronin ve partisi, kurmaya çalıştıkları iktidar dengesinde ilk harcanan insanlar oldular. 2014 yılı travması üzerine meydana gelen toplumsal olaylar 2016 yılında Sosyalist Parti ve lideri İgor Dodon üzerinden tekrar Rusya yanlılarına iktidarın kapılarını açtı. Ancak geçen dört yıl içerisinde toplumsal problemlere, göçe ve ekonomik problemlere tatmin edici hiçbir cevap bulamadılar. Yolsuzlukla suçladıkları insanlarla ittifaklar kurmaları, Transdinyester’deki Rus askerî varlığına rağmen Rusya ile askerî angajmanlara girmek istemeleri gibi sebeplerle toplumsal güvenlerini kaybettiler ve iktidarı tekrar AB taraftarlarına devrettiler. Bu kez Dünya Bankası eski çalışanı ve eski başbakan Maia Sandu (8/6/2019-12/11/2020) AB taraftarlığı ve yolsuzlukla mücadele üzerine kurguladığı siyaseti ile seçimleri kazanarak 24 Aralık 2020 tarihinden itibaren Cumhurbaşkanı oldu. Moldova bir kez daha kapıyı Batı’ya doğru açtı. Fakat Doğu tarafındaki yükler ile Batı’ya nasıl geçeceği hala tartışmalı.

Tarih, Dil ve İnanç Tartışmaları

Moldova’da tarihin farklı şekilde gerçekleştiğini iddia eden iki farklı bakış mevcuttur. Kendisini Rusya tarafında konumlandıran söylem Moldova’yı tarihî Moldova Prensliğinin mirasçısı sayarken bu mirasın yaşatılmasının Rusya ile olan tarihi birliktelik sayesinde gerçekleştiğini iddia etmektedir. Onlara göre Moldovanlar bugünkü Moldova coğrafyasının ismi olan Baserabya’nın gerçek sahipleridirler. Tarih boyunca Rumenleşme tehlikesi yaşayan Moldovanlar bu tehlikeden Rusya ile olan ortak tarih ile kurtuldular. Diğer yandan Moldova Prensliğinin gerçek mirasçısı olarak Baserabya’da yaşayan insanların olduğunu reddetmeyen bazı Batı ve Romanya taraftarları, modern zamanda Romanya’nın Baserabya (Boğdan) dâhil Wallahia (Eflak) ve Transilvanya (Erdel) coğrafyalarının birleşik devleti olduğunu iddia ederler. Onlara göre Moldovan diye bir millet yoktur ve Moldovan denilen topluluk Baserabya’da yaşayan Rumenlerdir. Tarih boyunca anavatandan uzak kalan Baserabyalı Rumenler Ruslar tarafından zulme uğramışlardır.

Moldova’da iki dil, rekabet halindeki iki farklı görüşün ve uygulamanın etkisindedir. Moldova’da çoğu insan Rumence ve Rusça konuşabilmektedir. Transdinyester ve Gagavuzya’nın büyük bir çoğunluğu Rumence konuşamamaktadır. Buna karşılık ülkenin orta ve kuzey kesimlerinde Rusça konuşamayan genç bir nesil vardır. Moldova henüz Sovyetler dağılmadan, 1989 yılında resmî dil olarak Rusçayı kullanmaktan vazgeçmiştir. 2002 yılında Komünist Parti iktidarında Rusça okullarda tekrar zorunlu olarak okutulmaya başlanmış ve bugün de yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Transdinyester ve Gagavuzya’da resmî dil olarak Rusça kullanılırken ülkenin geri kalan kısmında resmî dil Rumencedir. Toplumsal yapı içerisinde Bulgarca, Ukraynaca ve Gagavuzca (Türkçe’nin bir aksanı) kullanan pek çok insan vardır. Anadili Rumence olmayan çoğu insan Rusçayı kullanmayı tercih etmektedir. Rumence ise hem devlet dili hem de etnik olarak Moldovanların (veya Rumen) anadilidir. Politik bölünme dil üzerinde de sürmektedir.

Moldova din üzerinden iki farklı dünyaya bakan insanların ülkesidir. Moldova İstatistik Bürosu verilerine göre nüfusun yüzde 92,5’i kendisini Ortodoks Hristiyan olarak tanımlamaktadır. Ortodoks Hristiyanlık, merkezî kiliselerin temel aktör olduğu bir inançtır. Moldova’da iki metropolitlik vardır. Biri Rus Ortodoks Kilisesine bağlı Moldova Metropolitliği, diğeri ise Romanya Ortodoks Kilisesine bağlı Baserabya Metropolitliğidir. İki metropolitlik üzerinden rekabet ve toplumsal bölünme devam etmektedir. Moldova Metropolitliğinin ibadet dili Rusçadır ve kullanılan takvim dâhil Baserabya Metropolitliğine göre pek çok farklılıkları vardır. Moldova genelinde kendisine bağlı 1.000 civarı kilisesi mevcuttur. Diğer yandan Baserabya Metropolitliğinin ibadet dili Rumence’dir. Ülkede yaklaşık 120 kilisesi vardır. Resmî mevcudiyetini 2002 yılında elde etmiştir ve bu resmiyet Moldova makamları sayesinde değil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı sayesinde alınmıştır. Dolayısıyla AB, Rusya Kilisesine bağlı bazı inananların gözünde Ortodoks değerlerine saldıran ve onu bölmeye çalışan Katolikler ve diğerleri konumundadır. Her iki metropolitlik de birbirlerini siyasi gündem peşinde koşmakla suçlamaktadır.

Gagavuzya ve Transdinyester

Moldova’nın bir başka ayrışma noktası Gagavuzya ve Transdinyester’dir. Gagavuzya sorunu barışçıl yöntemlerle çözülmüş olmasına rağmen Transdinyester’de asker yöntemler dahip hiç bir yöntem çözüm getirmedi. Bugün dahi Transdinyseter donmuş çatışma noktası olarak varlığını sürdürmektedir.

Gagavuzya yaklaşık olarak nüfusu 160.000 olan ve 1.832 kilometre karelik yüz ölçüme sahip bir otonomidir. Resmî adı Gagavuzcada Gagauz Yeri’dir ve Başkanı İrina Vlah’dır. Etnik olarak Türk olan Gagavuzlar Ortodoks (Rus Ortodoks Kilisesine bağlı) inancına sahiptirler. Konuştukları dil Türkçenin Batı Oğuz koluna mensuptur ve Türkiye Türkçesine yakındır. Gagavuzya’da resmî dil olarak Rusça kullanılır. Başkenti Komrat’tır.

Transdinyester ise Dinyester Nehrinin doğu tarafında kalır ve nehir boyunca uzanır. Yaklaşık yarım milyon nüfusu vardır ve 4.168 kilometre karelik bir alana sahiptir. Kendisini bağımsız bir sosyalist devlet olarak tanımlar, ancak uluslararası tanınırlığı yoktur. Transdinyester’i 14. Rus Ordusuna bağlı birlikler korumaktadır. Resmî dil Rusçadır ve başkenti Tiraspol’dur.

Moldova’nın bağımsızlığını kazandığı ilk günlerinde Romanya taraftarı devlet politikaları sebebiyle Gagavuzya ve Transdinyester başkent Kişinev’den ayrışmış ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. 1994 yılında yapılan antlaşma gereği Gagavuzya otonomi statüsü kazanmıştır ancak potansiyel olarak kırılma noktası olma özelliğini sürdürmektedir. Gagavuzya Otonomisi yasaları, Anayasa maddeleri gibi Moldova Parlamentosu tarafından nitelikli çoğunlukla (101 parlamenterin 61’nin oyu ile) değiştirilebilmektedir. Moldova’nın AB ile yakınlaşmasına veya Romanya ile birleşmesine karşılık 2014 yılında Gagavuzya bağımsızlık referandumuna gitmiştir. Eğer bir AB üyeliğine veya Romanya ile birleşmeye karşılık yüzde 97 oranında bağımsızlığa evet oyu çıkmıştır. Kişinev referandumu yasadışı ilan etmiştir. Ancak politik sonuçları açısından önemli bir referandum olmuştur.

Transdinyester ile olan sorun ise askerî müdahale dâhil pek çok boyutta yaşanmıştır. Moldova Cumhuriyetinin kurulduğu ilk yılda, yani 1991 yılında, Kişinev’in Romanya taraftarı politikaları sebebiyle Gagavuzya ve Transdinyester bölgelerinde ayrılıkçı politik hareketler başlamıştır. Gagavuzya sorunu barışçıl yollardan halledilmeye çalışılırken Transdinyester sorununun çözümü için askerî yöntem seçilmiştir. Kişinev’in askerî müdahalesine karşılık Tiraspol de askerî bir cevap verdi. 1992 yılında meydana gelen çatışmalarda her iki taraftan yaklaşık 1.000 kişi öldü ve binlercesi yaralandı. Yaklaşık dört ay süren sıcak çatışmalara 14. Rus Ordusu unsurlarının müdahale etmesiyle ateşkes sağlandı. Ülke coğrafi olarak ikiye bölündü ve bitmek bilmeyen bir sorun başlamış oldu. Yaklaşık yüz bin insan göç etti ve ekonomi de dâhil ülke tam bir kaosa sürüklendi. Bugün dahi bir antlaşma sağlanamamıştır. Yakın gelecekte de anlaşma olasılığı gözükmemektedir.

Moldova’da politik tartışmaların bir köşesi mutlaka Transdinyester tarafından rezervedir. Bu konudaki tutum aynı zamanda Rusya veya Batı tarafı olmanın da belirtisidir. Transdinyster Moldova’da politika yapanların sıkça kullandıkları bir malzemedir. Çözüm, politik malzeme olmasından daha az değerlidir. Örnek vermek gerekirse 9 Mayıs 2020 tarihinde II. Dünya Savaşının bitişinin 75 inci yıl dönümü törenlerine Devlet Başkanı İgor Dodon Moldova Ordusunu temsilen bir askerî birlikle katılmış ve büyük bir politik tartışma başlamıştır. Rusya taraftarları Büyük Vatanseverlik Savaşında (II. Dünya Savaşını Rusya bu isimle anar ve başarıyı Sovyetlerin ve Rusya’nın faşizmi yenmesi olarak görür) Moldovanların faşizmi yenen vatanseverlerin tarafında olduğunu, Batı taraftarları ise Sovyetlerin faşist Almanya’dan farklı olmadığını iddia ederler. Daha da önemlisi Transdinyester Rus işgali altındayken Moldovan askerlerinin nasıl oldu da Kremlin meydanında yürütüldükleri sorgulanmıştır. Transdinyester Savaşı gazileri eylemler yapmış ve konu günlerce tartışılmıştır. İgor Dodon’un Aralık 2020’de seçimi AB taraftarı Maia Sandu’ya kaybetmesinde bu olayın da etkisi vardır. Yeni Başkan Maia Sandu görevi devralmadan önce Rus askerinin Transdinyster’de işgalci olduğunu açıklamış ve Rusya’nın askerlerini çekmesi gerektiğini belirtmiştir.

Politik tutumlar, ideolojiler, hayat tarzları, inançlar, ibadetler, dil, tarih, kültür, coğrafya … hemen hemen her konuda zıddını bulmada zorluk çekmeyen Moldova, tüm çelişkilerine rağmen engin hoşgörü ülkesidir. Kendi iç dünyalarındaki zıtlıkları gökte arayan Sheakspeare ile çölde arayan Fuzuli Moldova’da karşılaşsalardı bir ceviz ağacının altında oturur ve ilk önce Doğu-Batı arasındaki çelişkisini yaşayan Moldova’yı kaleme alırlardı. Sheakspeare’e kim, nerde cevap verir bilinmez ama Fuzuli Prut Nehri kenarında Leyla’nın ipek saçlarını elleriyle ören Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sitemini duyardı. Moldova, Leyla ile birlikte derdini yanan bir muma anlatadursun, tüm hikâyelerde hep Mecnunların hâli veya ahvali anlatılır. Oysa Moldova, rüyasına gireceği Tanpınarları derin bir hoşgörü ve sabırla beklemektedir.

Ömer Akpınar
+ diğer makaleler

Dr. Ömer Akpınar, Erzurum Atatürk Üniversitesi Matematik Öğretmenliği ve Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi lisans mezunudur. Türkiye Ortadoğu ve Amme İdaresi Enstitüsü’nde (TODAİE)  yüksek lisansını yapmıştır. Doktorasını İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlamıştır. 2004 yılında İstanbul’da öğretmenliğe başlamış ve İstanbul’un değişik okullarında öğretmenlik, idarecilik ve okul müdürlüğü yapmıştır. Halen Moldova Gagavuzya’da Süleyman Demirel Moldova-Türk Lisesi’nde çalışmaktadır. Moldova üzerine akademik çalışmalar yapmaktadır.