Ömer Toprak –

Bu yazının hikâyesi, Türkiye’de dindarlık ile eğitim arasındaki ilişkiyi irdeleyen akademik bir çalışmada karşılaşılan ilginç ve dünyadaki genel eğilimlerden farklı bir durumun daha yakından incelenmesine dayanıyor. Dünyada ve Türkiye’de dindarlık ile cinsiyet arasındaki ilişkiyi irdeleyen birçok çalışma hangi din ve hangi kültür ele alınırsa alınsın, eğitimi ve sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun kadınların erkeklerden daha dindar olduğu sonucuna varıyor. Eğitim düzeyi ile dindarlık arasındaki ilişkinin ise biraz daha karmaşık olmasına ve zaman içinde farklı sonuçlar bulunmasına rağmen genel olarak negatif yönlü olduğu birçok çalışma ile ortaya konmuş, sözü edilen akademik çalışmada da bunu teyit etmiştir.

Peki, eğer Türkiye’deki durum aşağıda Şekil-1’de gösterildiği gibi bulunmuşsa bu bize ne düşündürmelidir?

Şekil-1. Eğitim düzeyleri ve cinsiyet bazında dindarlık (2013)

Şekil-1, eğitim düzeyleri bazında erkek-kadın dindarlığını ortaya koyan bir grafik. 2013 yılı verilerine dayanan grafikte dikkat çeken ve genel eğilimlere aykırı olan durum ise liseden sonra kadın dindarlığının erkek dindarlık düzeyinin altına düşmesi. Sadece bu resme bakarak, eğitim düzeyi boyunca azalan dindarlık modelinin, dindarlık-eğitim ikilisindeki negatif ilişkiyi iddia eden önceki literatüre uymakla kalmayıp, aynı zamanda yükseköğrenimin dindarlığı azaltmada kadınlar için daha etkili olduğu sonucuna varılabilir.

Özellikle din veya dindarlık gibi hassas konularla uğraşırken, bireyin yükseköğretime devam etme kararlarını etkileyen çevredeki sosyal veya politik ortamdan kaynaklanan herhangi bir baskı türünü hesaba katmadan tek bir kesit örneklem çalışmasını temel almanın yanıltıcı sonuçlar ortaya çıkarabileceği açıktır.

Peki, bu durum neden ortaya çıkmış olabilir ve acaba 2013 sonrası yıllarda da durum aynı mıdır sorusu son olarak 2017 yılına dayalı veri ile Şekil-2’deki sonucu üretmişse o zaman ne diyebiliriz?

Şekil-2. Eğitim düzeyleri ve cinsiyet bazında dindarlık (2017)

Şekil-2 bize 4 yıllık üniversite ve üstü hariç diğer eğitim düzeylerinde ilişkinin kadın dindarlığını daha yüksek bulgulayan genel literatüre uyduğunu göstermektedir. 2013-2017 yılları arasında ne olmuştur ki durum değişmiştir sorusu bu yazının cevabını aradığı temel sorudur. Daha özellikli olarak, bunun geleneksel nedenlerden mi yoksa dindar kadınların tarihsel olarak yükseköğretime mesafeli olmasına neden olan önceki engellerden mi kaynaklandığını veriye dayalı olarak ortaya koyabilir miyiz? Diğer olası nedenler bir kenara bırakılırsa, buradaki ana odak, başörtüsü yasağının kalkmasının bu ana değişimin temel nedenlerinden biri olduğu veriye dayalı olarak gösterilebilir mi?

Verinin Söyledikleri

Bu çalışmada kullanılan veriler, merkezî sınavların yapılmasından sorumlu olan Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) ve Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) yıllık olarak yayınladığı üniversiteye giriş ve mezuniyet istatistiklerine dayanmaktadır. Sınanacak argüman, eğer yasağın kaldırılmasının kadınların yüksek öğrenimi üzerinde bir etkisi yoksa, yüksek öğrenimdeki cinsiyete dayalı eğilimlerin ve kalıpların yasak öncesi ve sonrası dönemler karşılaştırıldığında benzer olmasıdır. Benzerlik olmaması halinde diğer alternatif açıklamalar yanında yasağın yükseköğrenimdeki cinsiyet dengesinde dindarlar aleyhine belirgin bir etkisi olduğu söylenebilir.

ÖSYM tarafından sağlanan veriler 2000 yılı ve sonrasına aittir, YÖK verileri ise ancak 2013 yılından itibaren yayınlanmaya başlamıştır. Eğilim ve örüntülerdeki cinsiyete dayalı farklılıklar yasak öncesi ve sonrası farklılık gösteriyor mu sorusuna grafik analizi ile cevap bulunmaya çalışılacaktır. Yaş ve cinsiyet bazındaki örüntülerde yasak öncesi döneme kıyasla belirgin bir farklılığın ortaya çıkması yasağın etkisi konusunda bir gösterge niteliği taşıyacaktır. Şekil-3 yıllar itibarıyla üniversite sınavlarına başvuran adayların cinsiyet bazında dağılımını göstermektedir. Görüldüğü gibi 2000-2018 yılları arasında bu örüntüde cinsiyetler açısından bir değişiklik gözlenmemektedir.

Şekil-3. Yıllar itibarıyla cinsiyet bazında üniversite sınavlarına başvuranlar

Şekil-4 te ise üniversiteye yerleşmeye hak kazananlar açısından durum incelenmektedir. 2010 yılı öncesinde erkek öğrenciler daha fazlayken 2010 yılından itibaren kadınlar daha yüksek sayıda üniversiteye yerleşmektedir.

Şekil-4. Yıllar itibarıyla cinsiyet bazında üniversiteye yerleşmeye hak kazananlar

Şekil-5 ve Şekil-6 Üniversiteye yerleşen adayların sırasıyla sadece önlisans ve sadece lisans programlarına yerleşenlerini mercek altına almaktadır. 2012 yılında her iki örüntüde de kadınlar lehine çok önemli bir değişiklik yaşanmış, önlisans için 2013 yılında devam etmiş ve 2014 yılında örüntü eski durumuna dönmüştür. Lisans programları için değişim 2018’e kadar devam etmiştir. Bu ani değişimin sebeplerini bulmak için yaş grubu bazında mezuniyet istatistikleri incelenmiştir. Acaba bu kitle yasağın kalkmasıyla aftan yararlanan veya yasak sırasında okuma umudu olmayıp yasağın kalkmasıyla yükseköğretime yönelenler olabilir mi? Yaş bazında analiz bu konuda bir ipucu verebilir mi?

Şekil-5. Yıllar itibarıyla cinsiyet bazında önlisans programlarına yerleşmeye hak kazananlar

Şekil-6. Yıllar itibarıyla cinsiyet bazında açık öğretim programlarına yerleşmeye hak kazananlar

Mezun verileri 2013 yılından itibaren yayınlanmaktadır. Üniversiteye giriş grafiklerinde 2011 yılı değişimin başladığı yıl olduğundan ve önlisans için en az 2, lisans için en az 4 yıl gerektiğinden mezun istatistiklerinin 2013 yılından başlaması analiz için bir sorun yaratmayacaktır. Çünkü 2011 yılında girişte meydana gelen bir değişim mezun bilgisine en erken 2013 yılında yansıyacaktır.

Şekil 7’de 2013’ten başlayarak 3 yaş grubu, yani <= 25, 26-35 ve 36-45 dâhil olmak üzere 2 yıllık yüksekokul mezunlarını göstermektedir. Bu sınırların seçilme nedeni, üniversiteye girişteki bu farklılaşmanın yeni öğrenciler kaynaklı mı yoksa daha ileri yaştakiler mi olduklarını belirlemektir. İleri yaştakiler ise muhtemelen yasaktan muzdarip olanları, aftan dönenleri ve daha önce okuma mücadelesi vermekten kaçınmışları kapsadıkları söylenebilir. Önlisans programlardaki yoğunlaşma ise artık bu ileri yaştakilerin çoluk-çocuğa karışmaları ihtimali üzerinde tartışılabilir.

Normalde eğitim sistemindeki herhangi bir öğrenci için liseden mezuniyet okul yıllarında herhangi bir nedenle ara verilmezse on sekiz yaşında gerçekleşir. Her şey yolunda giderse, yani öğrenci ilk başvuruda sınavı geçerse, daha sonra ara vermeden yüksek öğretimden mezun olur, mezuniyet yaşı iki yıllık bir yüksekokul, 4 yıllık üniversite, 5 yıllık bir üniversite olmasına bağlıdır. Ara verilmezse, yükseköğretimin tamamlanması her tür yükseköğretim kurumu için 24-25 yaşında olması beklenir veya varsayılır (OECD 2017 25 olarak kabul eder). Bu alternatif programları kapsamak için, 25 yaşındaki eğitim sırasında çeşitli girişimler veya olası molalar da dâhil olmak üzere başlangıç noktası olarak kabul edildi. Şekil 7 ve 8 yaş grubu ve cinsiyet bazında yıllar itibarıyla mezun sayılarını göstermektedir.

Şekil-7. Yaş grubu ve cinsiyet bazında yıllar itibarıyla önlisans mezunları

Şekil-8. Yaş grubu ve cinsiyet bazında yıllar itibarıyla Lisans mezunları

Önlisans mezunları için alt yaş gruplarında kadınlar lehine değişimin 2015 yılından itibaren yansıdığı görülmektedir. Üst yaş grubunda ise bu değişim 2016 yılında yetişme, sonraki yıllarda erkek sayısını geçme şeklinde kendini göstermiştir.

Sonuç

Amacımız, uzun süre devam eden başörtüsü yasağının kadınların yükseköğrenimine ve yüksek eğitimli kadın katmanındaki dindarlık gibi diğer değişkenlerin düzeyine bir etkisi olup olmadığını incelemekti. Bu araştırmanın üstesinden gelmek için, yüksek öğretime giriş ve mezuniyet istatistiklerinin eğilimleri ve kalıpları yasak öncesi-sonrası çerçevesinde incelendi ve 2010 yılı yasağın kalktığı yıl olarak alındı. Eğer yasağın yükseköğrenim istatistikleri üzerinde bir etkisi olmasaydı, öncesi ve sonrası dönemlerin cinsiyete dayalı karşılaştırmasında önemli bir değişiklik beklenemezdi. Bu analizde veriler, özellikle kadınların yükseköğretime devam etmesi için yasağın kaldırılmasının ardından önemli değişikliklerin varlığını ortaya koymaktadır. Yasak sonrası dönemlere bakıldığında bulgular bize özellikle yasaklar döneminde hükümet politikalarının yarattığı olumsuz dışsallıklarla karşılaşan kadınlar için çok farklı bir model sunmaktadır.

Üniversiteye giriş ve mezuniyet istatistiklerinin grafiksel analizi, yasağın, dindar başörtülü kadınların yükseköğretime devamını olumsuz biçimde etkilediğini ve sonunda dindar kadınların yüksek eğitimli kadınlar arasında yetersiz temsil edilmesine neden olarak bu grubun ortalama dindarlığını düşürdüğünü ortaya koymaktadır. Yasağın kalkması ve her ilde üniversite imkânlarının artmasıyla sadece yeni başörtülü öğrenciler yükseköğretime başlamakla kalmamış, aynı zamanda geçmiş dönemin mağdurları ve ümidi kırık yükseköğretim talipleri yeniden yükseköğretime dönmüş gibi görünüyor.

Ömer Toprak
+ diğer makaleler

A.Ömer Toprak 1992 yılında ODTÜ İstatistik bölümünde lisansını, 1996 yılında aynı bölümde yüksek lisansını tamamlamıştır. Uzun yıllar kamuda değişik kurum ve kademelerde çalışmış, Türkiye İstatistik Kurumu ve ÖSYM de üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunmuştur. 2019 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İngilizce İktisat anabilim dalında doktorasını tamamlamış olan Dr.Toprak 2020 Ekim ayından itibaren THKÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.