Ömer Akpınar –

Her ülkenin kültürel sembolleri vardır. Yemekler, kıyafetler, resimler vs. sembol olarak kullanılan en önemli unsurlardır. Oysa Moldova’nın öyle bir sembolü var ki, bu sembolün sadece Moldova’ya has bir şey olduğunu yalnızca Moldovanlar bilir. O sembolün adı “Kuliok”tur (kulok diye okunur).

Kuliok bir poşet ismidir. Naylon ve orta boy bir poşet olan kuliok her yıl belli bir konseptte çıkar ve Moldova’ya ait bir sembol taşır. Poşetin ortasında yer alan resmin etrafında o yıla ait aylar ve günler, en altta ise belirtilen yıl rakamlarıyla yer alır. Her yıla ait özel bir rengi olan bu poşet genellikle koyu renktedir. Kuliokun 2019 yılındaki rengi siyahtı. Siyah renkli ve üzerinde turkuaz yazıları olan bir kuliok poşeti, 2020 yılında Moldova siyasetine damgasını vurdu. Böylece kuliok Moldova’nın önemli sembollerinden biri olduğunu bir kez daha gösterdi.

Kuliok

Moldova Merkez Bankası Olayı

Başrollerinden birinin, bir kuliok poşetinin olduğu 2020 yılı ve sonrası olaylarına geçmeden önce 2014 yılında Moldova’da yaşanan ve dünya iktisat tarihine geçen yolsuzluk olayından bahsetmek gerekir. 2014 yılında gerçekleşen Moldova Merkez Bankasının içinin boşaltılması olayında Devletin 1 milyar doları bir gecede kayboldu. Yaklaşık 1 milyar dolar paranın bir kısmı çuvallarla ve arabalarla taşınarak, bir kısmı delil karartma gerekçesiyle yakılarak ve büyük bir kısmı özellikle Letonya üzerinden aklanarak ülkeden kaçırıldı. Bu olay aslında ülkede sıradanlaşan yolsuzlukların görünen son dalgasıydı. Deutsch Bank raporuna göre para aklama ve çalma işlemi 2011 yılında başladı ve 2014 yılının sonuna kadar sürdü. Bu süre içerisinde ülkeden yaklaşık 3 milyar dolar para çıkışı oldu. Bu para kamunun parasıydı ve 2014 yılı Moldova Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının yaklaşık %35’ine tekabül ediyordu. Merkez Bankası kasasının dahi güvenli olmadığı bir ülkede, diğer alanlarda meydana gelen yolsuzluklar tahmin edilebilir. Bu çapta bir yolsuzluğun topluma sirayeti hemen kendini gösterdi ve halk hareketlerinin başlamasına sebep oldu. Gösteri ve protestolar Moldova’da iki yeni lideri ortaya çıkardı. Bu liderler Sosyalist Parti Genel Başkanı İgor Dodon ve Dayanışma ve Hareket Platformu Başkanı Maia Sandu’ydu.

Banka soygunundan birinci derecede sorumlu oldukları iddia edilen insanlar tutuklandılar ve yargılandılar. Ancak tutuklama ve yargılama istenilen kapsamda ve şeffaflıkta gerçekleşmedi. Eski Başbakan Vlad Filat ve bir kaç isim yargılanıp ceza alsa da olayın esas sorumluları olarak iddia edilen Ilan Şor ve Vladimir Plahotniuc’e dokunulamadı. Ilon Şor bugün kendi soyadı ile anılan ŞOR Partinin Genel Başkanıdır ve 101 sandalyeli mecliste 9 milletvekili vardır. Plahotniuc ise eski Demokrat Parti Genel Başkanıdır ve Parti ile ilişkileri hala mevcuttur. Bugünkü Demokrat Parti Genel Başkanı Pavel Filip 2019 yılında başkanlığı Plahotniuc’ten devraldı ve kendisi Plahotniuc’in yardımcısıydı. Yani Filip Plahotniuc’e vekâlet etmektedir ve Partisinin mecliste 11 sandalyesi vardır.

Merkez Bankası Olayı Sonrası

Aralık 2014 yılında gerçekleşen Merkez Bankası olayından sonra ülkede siyasi kriz meydana geldi. Halk sokaklara çıktı. Bariz bir ekonomik kriz ve siyasi yolsuzluklar, başkent Kişinev’de aylarca süren gösterilere sebep oldu. 2015’in baharında başlayan protestolar bir buçuk yıldan fazla sürdü. Protestolarda ortaya çıkan durumu üç kategoride incelemek mümkündür.

İlk olarak protestolar Moldova tarihindeki en büyük protestolar silsilesidir. Yüzbinlerce insanın ve sivil toplum örgütlerinin katıldığı gösteriler gerçekleştirilmiştir. Gösteriler sırasında Avrupa Birliğine üyelik taraftarları, Romanya ile birleşme taraftarları ve Moldovan olarak kalma taraftarları olmak üzere üç farklı fraksiyona ayrılmış siyasi yapıların tamamı ilk kez aynı sloganda birleştiler. Üç grubu da bir arada tutan şey yolsuzluklar ve kötü yönetimdi. Protestoların temel talebi yolsuzluk yapanların, özellikle oligark olarak tanımladıkları Plahotniuc ve Şor’un tutuklanıp gerekli cezaya çarptırılmaları, Meclisin feshedilerek acilen seçime gidilmesi ve ülkenin bir an önce krizden çıkarılması olmuştur.

İkinci olarak gösteriler politik yapı üzerinde etkili olmuştur. Protestoların başladığı tarihlerde hükümet istifa etti ve Plahotniuc ülkeyi terk etti. Ancak partisi yeni kurulacak hükümet için Plahotniuc’i başbakan olarak önerdi. Protestolar tekrar alevlendi ve olaylar Meclisin basılmasına kadar gitti. Bunun üzerine Demokrat Parti başbakan adayı olarak Plahotniuc’in yardımcısı Pavel Filip’i önerdi. Böylece 2016 yılından 2019 yılına kadar Pavel Filip hükümeti ülkeyi yönetti.

Üçüncü olarak Moldova siyasi tarihine iki önemli genç isim girdi. Bunlardan ilki protestolarda çok aktif bir şekilde liderlik yapan 1975 doğumlu Sosyalist Parti Lideri Igor Dodon’du. Dodon protestolarda etkin bir rol oynadı. Yolsuzluğa, Avrupa hayallerine karşın gerçekçi bir Moldova politikası ile önemli bir kariyer elde etti. 2014 yılında yapılan parlamento seçimlerinde partisi %20’lik oyla birinci parti olmasına rağmen sandalye sayısı hükümet kurmaya yetmedi. Dodon 41 yaşında ve halk desteğini arkasına almış biçimde 2016 yılında Cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu. Komünist Parti adayı olarak başkent Kişinev Belediye Başkanlığını 2011 yılında %49,4’le kaybetmişti. Ancak 2016 yılı cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci turda Maia Sandu’ya karşı %52,11 oy oranı ile kazandı.

1972 doğumlu olan Maia Sandu da Moldova için yeni bir siyasi aktördü. Eski Eğitim Bakanı ve eski Dünya Bankası İcra Direktörü olarak bilinen Sandu protestolar sürecinde yolsuzluğa bulaşmış kişilerden kendisini ayırmayı ve farklı bir söylem geliştirmeyi başardı. 2015 yılında kurduğu Dayanışma ve Hareket Platformunu 2016 yılında partiye dönüştürdü. Dodon’un rakibi olarak cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci turda %47,89 oy aldı.

Böylece Moldova’da iki yeni siyasi lider ortaya çıktı: Igor Dodon ve Maia Sandu. 2020 yılı seçimleri de 2016’da olduğu gibi ikisi arasında geçti.

Yukarıda bahsedilen protestoların neden 2016 yılında sonlandığı, cevaplanması gereken bir sorudur. 2014 yılında yapılan parlamento seçimlerinin yenilenmemesine ve ismi pek de itibarlı olmayan Pavel Filip’in başbakanlığına halkın rıza göstermesine, Igor Dodon’un cumhurbaşkanı seçilmesi sebep olmuştur. Halk Dodon’dan yolsuzlukların hesabını sormasını, ülkeyi refah ve barışa kavuşturmasını bekledi. Bu sebeple protestolar sona erdi.

Aralık 2020 Başkanlık Seçimleri ve Kuliok

Normal bir ülkede siyasi kriz olarak nitelendirilebilecek olaylar Moldova’da günlük siyasi konular gibi tartışılır. Aralık 2020 seçimlerine giderken ülkede çok önemli siyasi olaylar yaşandı. Siyasi olayların farklılığı, büyüklüğü ve sık tekrar etmeleri siyasilere güçlü manevra yapma kabiliyeti vermiştir. Bu sebeple her konunun siyasi tartışma iklimi farklıdır. Sadece siyasi aktörlerin kim olduklarına bakarak onların siyasi olaylara karşı tutumlarını ve yapacakları ittifakları kestirmek zordur. (A) konusunda birbirlerini hainlikle suçlayan iki siyasetçi (B) konusunda birbirlerini tanıdıkları en vatansever insanlar olduklarına dair yemin edebilirler. Son başkanlık seçimlerinde de siyasi iklim öngörülemez bir karmaşıklıkta sürdü.

Cumhurbaşkanı Igor Dodon’un 2016 yılındaki zaferinin arkasında ülkedeki oligarklarla mücadele etme sözü önemli bir yer tutuyordu. Maia Sandu da kendisini yolsuzlukla mücadeleye adadığını iddia etti, ancak talih Dodon’a gülmüştü. Çünkü 2014 yolsuzlukları Maia Sandu’nun da üyesi olduğu Avrupa Birliği taraftarlarınca gerçekleştirilmişti. Hâlbuki Dodon AB şüphelisi ve eski bir Komünist Parti milletvekili olarak Rusya yanlısıydı. Dolayısıyla başta Plahotniuc olmak üzere toplum tarafından oligark olarak isimlendirilen ve Batı ile yakın ilişkileri olan insanlarla halk adına büyük savaşı verebilirdi. Ama öyle olmadı.

2019 yılında yapılan parlamento seçimleri sonucuna göre hükümet kurma konusunda anlaşan Igor Dodon ve Maia Sandu kabineyi oluşturdular. 7 Haziran 2019 yılında Maia Sandu başbakanlığı Pavel Filip’ten devraldı. Yolsuzluklarla mücadeleye yeminli ve genç iki rakip lider ilk kez ortak çalışacaktı: Başbakan Maia Sandu ve Cumhurbaşkanı Igor Dodon.

Ancak Moldova’da işler takvimdeki gibi işlemedi. Anayasaya göre 7 Haziran 2019 akşamına kadar kabine listesini Dodon’a vermesi gereken Sandu, kabine listesini aynı günün akşamında, mesai bitiminde verdi. Dodon kabineyi kabul etti ve Sandu hükümeti resmen kuruldu. Demokrat Parti anayasada belirtilen sürenin bir kaç saatliğine dahi olsa aşıldığı gerekçesiyle konuyu Anayasa Mahkemesine taşıdı. Anayasa Mahkemesi sadece hükümeti geçersiz saymakla kalmadı, Cumhurbaşkanı Igor Dodon’u Anayasayı bilerek çiğnediği gerekçesiyle görevinden azletti. Yerine Pavel Filip’i Geçici Cumhurbaşkanı olarak atadı. Seçimden yeni çıkmış ülke, kendisini bir anda siyasi krizin ortasında buldu. Kriz uzun sürmedi ancak sonuçları önemli oldu. Bir kaç gün sonra Anayasa Mahkemesi aldığı kararları iptal etti ve başkanı dâhil mahkemenin tüm üyeleri istifa etti. Yerlerine yenileri atandı ve Sandu Başbakan, Dodon Cumhurbaşkanı olarak görevlerine devam ettiler. Pavel Filip Plahotniuc’e vekâlet etmekteydi. Bu olaydan sonra Platotniuc yurt dışına çıktı. Bu arada şu notu da düşmek gerekir. Pavel Filip Geçici Cumhurbaşkanı olarak aldığı ilk karar Moldova İsrail Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararı oldu. ABD ve İsrail’in bu sayede desteğini alacağını düşündü ama beklediği destek gelmedi.

Dodon ve Sandu pek uyumlu çalışamadılar. Yaklaşık beş ay sonra Sandu, Cumhurbaşkanına ait olan başyargıcı atama yetkisini başbakana devreden kanun tasarısını meclise gönderdi. Bu durumu kendisine yargı yoluyla darbe yapılmaya hazırlık olarak gören Dodon -ki haksız da sayılmazdı- Sosyalist Partiden hükümete verdiği desteği çekmesini istedi. Böylece Sandu hükümeti beş ay gibi kısa bir sürenin sonunda iktidarı kaybetti. Yerine Sosyalist Partiden Ion Chicu hükümeti kuruldu. Chicu kabinesini teknokrat kabine olarak sundu. Politik tartışmalara girmemeye özen gösterdi ve pandeminin başlamasıyla birlikte ülke olağanüstü hâl uygulamasına geçti.

2019 yılında Anayasa Mahkemesi darbe girişimini yaşayan Cumhurbaşkanı Igor Dodon hükümet krizini geçici olarak çözmüş gözükmekteydi. Pandemi şartları politik kavgalara ara vermeye sebep oldu. 2020 yılının Aralık ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine tüm partiler yoğun şekilde katılıyordu. En güçlü iki aday, mevcut Cumhurbaşkanı Igor Dodon ile eski rakip Maia Sandu’ydu. Dodon’un görece önde olduğu düşünülen kampanya döneminde, yaz aylarının ortasında, bir video sosyal medyaya düştü.

Videoda Cumburbaşkanı Igor Dodon ve Vladimir Plahotniuc bir toplantı halindeydiler. Yanlarında Plahotniuc’in adamı Serghei Laralov olduğu halde 4 Haziran 2019 tarih ve gece saat 21.40 sularında yapılan kayıtta pek çok konu konuşuluyordu. Toplantının bir yerinde Plahotniuc elinde bir kuliok poşetiyle geliyor. Poşeti Dodon’un yanına bırakıyor ama Dodon ufak bir tereddütten sonra poşeti geri almasını işaret ediyor. Plahotniuc poşeti tekrar alıp yardımcısı Laralov’a veriyor. Poşetin içinde para olduğu iddia edildi. Her yerde aranan Plahotniuc Cumhurbaşkanı ile toplantı yapıyor, ülke meselelerini konuşuyor, ülkedeki şirketleri konuşuyor, enerji piyasasını düzenliyor, pay ediyor vs. En can alıcı kısmı ise elinde dolu bir kuliok poşetini Cumhurbaşkanına getiriyor.

Kuliok Sonrası Siyaset

Plahotniuc ile Dodon’un videosu ülkede şok etkisi yarattı. Siyasi rüzgârı bir anda tersine çevirdi. Diğer siyasiler olayı çok kullandılar. Kullanılmayacak gibi de değildi. Plahotniuc’in temsil ettiği gruplara karşı yapılan sokak mücadeleleri ile iktidara gelen Dodon, dolu bir kuliok poşete halkın hayallerini değiştiriyordu. Bir kaç gün sonra aynı Plahotniuc, elindeki güçle, Anayasa Mahkemesi üzerinden Dodon’u azlettirmeye çalıştı. Moldova’da herkes bilir ki, ortada kural dışı bir olay varsa arkasında Plahotniuc vardır.

Kuliok poşet yolsuzluğun sembolü haline geldi. Dodon kuliok poşetle anılır oldu. Nihayetinde Aralık 2020’de yapılan seçimde Sandu ikinci turda oyların yaklaşık %64’ünü alarak Cumhurbaşkanı oldu. Ocak 2021’de göreve başlayan Sandu, hükümetin kurulması için gerekli başbakan adayı atamasını bir türlü yapamadı. Dodon elindeki tüm gücü Sandu’yu engellemek için kullandı ve hala kullanıyor.

Nisan ve Mayıs 2021 ayları için pandemi gerekçesiyle olağanüstü hâl kararı alan meclis, bu sayede Sandu’nun meclisi feshedip seçime gitmesine engel oldu. Anayasaya göre belirli şartlar sağlandıktan sonra meclisi feshetme yetkisi olan Cumhurbaşkanı, bu yetkisini olağanüstü hâl rejiminde kullanamamaktadır. Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran Sosyalist Parti ve Başkanı Dodon, Şor Partisi ile birlikte hareket ederek Sandu’nun istediği bir kabinenin kurulmasına müsaade etmediler. Bunun üzerine Sandu meclisi feshetme yetkisini kullanmak için Anayasa Mahkemesine başvurdu. Mahkeme Sandu’yu haklı buldu ve seçim isteme hakkını teslim etti. Bunun üzerine Dodon grubunu ve Şor Partiyi yanına alarak Anayasa Mahkemesi Başkanını görevden alan kanunu meclisten geçirdi. Yerine de yeni bir yargıç atadı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Domnica Manole birilerinin kendisini takip ettiğini ve can güvenliği üzerinden tehdit edildiğini basına bildirdi. Bu gelişmeler sonucunda Maia Sandu taraftarlarına Anayasa Mahkemesi önünde toplanmaları ve gösteri yapmaları çağrısında bulundu. Ülke iç çatışmanın eşiğine geldi. 2015 yılı gösterilerinden farklı olarak bu kez taraftarlar yan yana değil karşı karşıyaydı. Kısa bir süre sonra Mahkeme Başkanının görevden alınma kararı, mahkemenin diğer üyelerinin kararı ile iptal edildi. Hâkimlik teminatı gerekçesi ile iptal edilen meclis kararı sonrası Domnica Manole Mahkeme Başkanlığı görevine geri döndü. Ayrıca mahkeme, Sandu’nun meclisi feshetme yetkisini geçerli kılmak için meclisin aldığı olağanüstü hâl kararını iptal etti. Bunun üzerine Sandu 11 Temmuz 2021 olarak belirlediği milletvekili seçimi tarihini ve meclisi feshettiğine dair kararını ilan etti.

Sürecin sonucunda Maia Sandu Cumhurbaşkanı olarak büyük bir siyasi zafer kazanmış gibi gözüküyor. Ama Moldova’da siyasiler çok kabiliyetlidir. Güç dengeleri öngörülemez şekilde değişebilir. Dodon’un kuliok poşeti Maia Sandu’nun önünün açılmasında çok yardımcı oldu. Kuliokun üstünde yazılı aylar ve günler Dodon’un siyasi kariyerini belirledi. Yarın nasıl olur bilinmez ama kuliok Moldova siyasi tarihindeki yerini çoktan aldı.

Ömer Akpınar
+ diğer makaleler

Dr. Ömer Akpınar, Erzurum Atatürk Üniversitesi Matematik Öğretmenliği ve Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi lisans mezunudur. Türkiye Ortadoğu ve Amme İdaresi Enstitüsü’nde (TODAİE)  yüksek lisansını yapmıştır. Doktorasını İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamlamıştır. 2004 yılında İstanbul’da öğretmenliğe başlamış ve İstanbul’un değişik okullarında öğretmenlik, idarecilik ve okul müdürlüğü yapmıştır. Halen Moldova Gagavuzya’da Süleyman Demirel Moldova-Türk Lisesi’nde çalışmaktadır. Moldova üzerine akademik çalışmalar yapmaktadır.