Bu yazıda Türkiye’nin başka ülkelerde üniversite açma deneyimini ele alıyor, eksik halkalar nedeniyle bu projenin neden arzulanan başarıya erişemediğini ve karşılaştığı sorunları tartışıyorum. Son olarak, bu sorunların aşılmasında bir model öneriyorum.

Yurtdışında üniversite kurmada Türkiye modelleri

Türkiye dört farklı modelde yurtdışında üniversite açıyor. İlk modelde insanları aracılığıyla ancak belediye veya hükûmetin doğrudan veya dolaylı fonlamasıyla kurulan ve işletilen Uluslararası Saraybosna Üniversitesi (2004) ve Uluslararası Balkan Üniversitesi (2006) gibi kurumlar söz konusudur. Fetullahçı Terör Örgütüne (FETÖ) mensup kişilerin kurduğu yurtdışındaki birçok üniversite de bu modele örnek verilebilirdi. Ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra bazı ülkeler bu kurumları Türk hükûmetine devretmiştir. Dolayısıyla bu FETÖ üniversitelerinin varlığı artık resmî olarak söz konusu olmadığı için bunları değerlendirme dışı tutuyorum.

İkinci model, milletlerarası anlaşma ile kurulan Kazakistan’daki Yesevi Üniversitesi ile Kırgızistan’daki Manas Üniversitesi formatındaki kurumlardır. Türk-Japon Üniversitesi, Türk-Fransız Üniversitesi (Galatasaray) ve Türk-Alman Üniversitesi de bu model kapsamında değerlendirilebilir. Ancak bu üç üniversitenin Türkiye’de kurulu olması nedeniyle yurtdışı üniversite konseptine uymadıklarını düşünüyorum.

Üçüncü model, Türkiye’de kurulu devlet veya vakıf üniversitelerinin diğer ülkelerde kampüs açmaları veya aynı ekonomik bütünlüğe ait yeni üniversiteler kurmalarıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde açılan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) kampüsleri ile Bahçeşehir Üniversitesinin ABD, Almanya ve Gürcistan’da kurduğu üniversiteler ve açtığı kampüsler bu modele örnek verilebilir.

Türkiye’nin yurtdışı üniversite tecrübesinde dördüncü model 2016 yılı ortasında kurulan Türkiye Maarif Vakfı (TMV) tarafından yurtdışında kurulan veya devralınan kurumlardır. TMV yurtdışında geniş bir yelpazeye dayanan faaliyet alanına sahiptir. Deyim yerindeyse TMV, Milli Eğitim Bakanlığının bir benzeri yurtdışında kurulup işletiliyor izlenimini veriyor. TMV, okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları açmanın yanı sıra, yaygın eğitim kursları, etüt merkezleri ve kültür merkezleri gibi tesisler de kurup işletmektedir. TMV ayrıca örgün ve yaygın eğitime ilave olarak eğitim-öğretim sürecinin tamamlayıcı birimleri olarak kütüphaneler, laboratuvarlar, sanat ve spor tesisleri kurmaktadır. TMV’nin bir diğer faaliyet alanı süreli ve süresiz yayıncılık, burs ve eğitim destekleri ile yurt işletmeciliğidir. Hâlihazırda doğrudan TMV bünyesinde faaliyet gösteren tek üniversite, TMV’nin devraldığı Arnavutluk’ta faaliyet gösteren Tiran New York Üniversitesidir.

Üniversite kurma güdüleri

Üsküp ve Saraybosna’da kurulan üniversitelerin başlangıçtaki motivasyonları (2004 ve 2006 yıllarındaki Türkiye şartları dikkate alındığında) katsayı ve başörtüsü gibi sorunlardı. Her iki sorun da çözüldüğü için bugün bu üniversitelere giden öğrencilerin temel gerekçesi Türkiye’de yeterli puanı alarak istediği bölüme yerleşememe hâline gelmiştir denilebilir. Sadece bu iki üniversiteye değil, Balkanlar ve Avrupa’daki diğer komşu ülkelere de her yıl binlerce öğrenci eğitim amacıyla gitmektedir. TMV, 15 Temmuz darbe girişiminden bir ay kadar önce kuruldu ve darbe girişimi sonrasında hızlı bir şekilde yurtdışındaki FETÖ eğitim kurumlarını devralmaya başladı. Dolayısıyla, TMV’nin başörtüsü ve katsayı sorununa benzer bir motivasyonla faaliyete giriştiği için uygulamada birçok sorunla yüz yüze geldiğini tahmin etmek güç değil.

Bu yazıda, sadece Üsküp ve Saraybosna’daki iki üniversite özelinde bir süreç değerlendirmesi yapacağım. Bu iki üniversitede eğitim gören Türk öğrencilerin bir kısmı ÖSYM tarafından yerleştirilmekte, bir kısmı ise yeterli puanı olmadığı halde kayıt yaptırıp eğitim almaktadır. ÖSYM tarafından örneğin mimarlık programına yerleştirilenler mezun olduklarında diploma denklik belgelerini kısa bir sürede alabilirken, puansız yerleşenler seviye tespit sınavına (STS) tabi tutulabilmekte ve denklik belgesi süreci bıktırıcı ve çok uzun bir süre alabilmektedir. Söz konusu iki üniversitenin mühendislik ve mimarlık programları ÖSYM kılavuzunda geçmiş yıllarda bir süre yer almışken YÖK son birkaç yıldır mühendislik programlarını kılavuzdan çıkarmıştır. Türkiye’de üniversite sayısının hızla artması, devlet üniversitelerinde eğitimin ücretsiz olması ve TL’nin aşırı değer kaybı nedenleriyle son yıllarda bu iki üniversiteye giden Türk öğrenci sayısı hızla düşmüş ve söz konusu üniversiteler ÖSYM puanı veya SAT ve benzeri puan aramadan Türk öğrenci kabul etmeye başlamış ve öğrenim ücretlerini TL cinsinden tespit etmeye başlamıştır. 2021 yılında ÖSYM sınavında barajı aşamayan veya yeterli puanı alamayan öğrenci sayısındaki devasa artış, bu iki üniversiteye büyük bir yönelime yol açmış ve Üsküp’teki üniversite artan talep nedeniyle tekrar döviz üzerinden öğrenim ücreti belirlemiştir.

Balkanlardaki bu iki üniversitenin bulundukları ülkelerden kabul ettikleri mahallî öğrenci geliriyle ayakta kalmaları çok güçtür. Balkanlarda kişi başına düşük gelir, düşük öğrenci sayısı ve bu ülkelerdeki devlet üniversitelerinde ücretsiz eğitim nedenleriyle söz konusu üniversiteler ilave gelire ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle, Türk öğrencilerin söz konusu üniversitelerde eğitim görmeleri, bu kurumların sürdürülebilirliği bakımından hayati önemdedir. YÖK’ün bu iki üniversite örneğinde olduğu gibi denklik sürecini zorlaştırması ve Türkiye’nin uluslararası üniversite politikasını etkisizleştirme sonucunu doğuran uygulamasını aşmada bütünleşik bir model öneriyorum.

Yeni bir yönetişim modeline neden ihtiyaç var?

Saraybosna’daki üniversitede görev yaptığım iki farklı zaman diliminde YÖK nezdinde çeşitli görüşmeler yapmıştım. YÖK’ün topyekûn bütün Balkan ülkelerindeki üniversite mezunlarına aynı caydırıcı derecedeki prosedürü uygulamasının arkasında düşük nitelikli eğitim veya sahte eğitim ilk sırada etkili bir faktör iken, FETÖ okullarından gelenlere denklik vermeme eğilimi ikinci sırada etkiliydi. YÖK yetkilisiyle yaptığım görüşmede bir prosedür önermiştim. Yetkili hoca önerdiğim prosedürün ilanı durumunda yurtdışındaki üniversiteler arasında en hızlı intibakı paralelci üniversitelerin sağlayacağını ve günün sonunda avantajlı duruma geleceklerini söylemişti. Söz konusu yetkili, benim önerdiğim prosedürü ya gerçekçi bulmamış, ya beni başından savmak istemiş ya önerdiğim prosedürü teknik olarak anlamamış ya da yeniliğe kapalı biri diye düşünmüştüm. Aşağıda ana hatlarıyla sunduğum modelin o gün için de bugün için de yeterli bir çözüm olacağı kanısındayım. 2018 Şubatında Saraybosna’daki üniversite adına YÖK’e resmi başvuruda bulunarak önerdiğimiz modelin kabulünü talep ettik, ancak o gün bugündür bir ses seda çıkmadı.

Tanıma ve Denklik Sorununu Aşmada Bütünleşik Bir Model Önerisi

Üsküp ve Saraybosna’daki üniversiteler örneğinde aşağıda kurumlar bazında ayrıntılandırılan bir modelin yeterli olacağını öngörüyorum. Bu modelin kurgu ve işletiminde kanımca mevcut mevzuat yeterli olmasına rağmen, kurumlarda ve yöneticilerinde farkındalık ve fikrî hazır bulunuşluk bakımından potansiyel farklılıklar nedeniyle bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin çıkarılması yasal altyapıyı sağlamada kolaylaştırıcı olacak ve yükseköğrenim bürokrasisine yapmada ilave bir güvence sağlayacaktır.

Yönetişim modelinin ilk ayağı: ÖSYM Kılavuzu

ÖSYM’nin söz konusu üniversitelerin talep ettikleri bütün programlarını yerleştirme kılavuzuna alması gerekir. Puanı yetmeyen veya puanı bulunmayan öğrencilerin de ilgili üniversitede bilimsel hazırlık okumasına imkân verecek şekilde Kılavuzda açıklama bulunmalıdır. Yurtdışındaki birçok üniversitede programlara başlamadan önce bir bilimsel hazırlık eğitimi verilmektedir. Bilimsel hazırlık eğitimi alan öğrencinin normal eğitime başlaması için ÖSYM’nin akredite ettiği bir kuruluşun sınavından yeterli puanı alması veya ÖSYM sınavına tekrar girerek yeterli puanı alması gerekir. Hazırlık eğitimi veren üniversitenin kendi yapacağı sınav, çıkar çatışması nedeniyle uygun olmayacaktır. ÖSYM’nin sınavlara ilişkin standartlar bakımından ulusal düzenleyici otorite olarak bu tür sınavları yapacak kurum ve kuruluşları lisanslaması uygun olacaktır. Sınav yapma yetkisi alacak kuruluş, bir üniversite, şirket veya meslek kuruluşu olabileceği gibi bir konsorsiyum da olabilir.

Yönetişim modelinin ikinci ayağı: YÖKAK kurumsal değerlendirmesi ve akreditasyonu

ÖSYM kılavuzunda yer alan örneğimizdeki söz konusu iki Türk üniversitesinin YÖKAK tarafından kurumsal değerlendirme ve akreditasyona tabi tutulması gerekir. YÖKAK Türkiye’deki üniversiteleri program bazında akredite etmemekle birlikte, yurtdışındakileri istisnai olarak akredite edebilir veya lisans verdiği akreditasyon kuruluşları marifetiyle bunu gerçekleştirebilir. Söz konusu iki üniversitede bilimsel hazırlık okumak üzere eğitim gören Türk öğrenciler bilimsel hazırlığı tamamladıktan sonra ÖSYM’nin yetkilendirdiği bir kuruluşun sınavından başarılı olmaları hâlinde eğitime devam etmeleri YÖK’ün kaygılarını önemli ölçüde giderecektir.

Yönetişim modelinin üçüncü ayağı: YÖK bilgi sistemine dâhil edilme

YÖK Türkiye’deki üniversitelerde öğrenim gören öğrencileri YÖKSİS veri tabanına kaydederek takip etmektedir. Dolayısıyla askerlik işlemleri, transkript alma, yurt ve kredi işlemleri ile ikamet, oy kullanma ve diğer işlemler yönünden YÖKSİS hayli yararlı bir mecra olarak işlev görmektedir. YÖK, YÖKSİS üzerinden ilgili üniversitenin personel, öğrenci, fiziki imkânlar, eğitim ve araştırma altyapısı gibi koşullarını çok rahat bir şekilde günlük bazda dahi kontrol edebilir, Türkiye’deki üniversitelerde olduğu gibi standart altı kalan üniversitelere imzaladığı ikili protokoller çerçevesinde çeşitli müeyyideler uygulayabilir.

Yönetişim modelinin dördüncü ayağı: Türkiye Maarif Vakfı

TMV, yeni nesil bir kurum olarak icracı olmaktan ziyade düzenleyici, denetleyici, lisans veren, akredite eden, finans ve lojistik destek sağlayan geniş bir yelpazeye yayılan bir fonksiyon icra edebilir ve belki bu şekilde evrilmesi daha uygun olacaktır. Yurtdışındaki Türk eğitim kurumlarının Türk öğrenciler bakımından asgari koşulları taşıdığı ve ulusal politika bakımından sakıncalı olmadığı TMV tarafından değerlendirilebilir. Dolayısıyla TMV’nin yurtdışındaki eğitim kurumlarını akredite etmesi YÖK, YÖKAK ve ÖSYM’nin söz konusu üniversitelerle ilgili işlem başlatmaları için bir ön şart olabilir.

Yargıya intikal eden başvurular

Üsküp veya Saraybosna’daki üniversitelerden birinde mimarlık eğitimini tamamlayarak diploma almış iki mezun örneği üzerinden bir değerlendirme yapalım. Bu iki mezundan biri ÖSYM tarafından yerleştirilerek eğitim görmüş, diğeri ise puansız olarak kaydolarak eğitimini tamamlamış olsun. YÖK bu iki kişinin diplomalarına denklik verme işleminde nasıl bir yol izleyecektir? ÖSYM ile yerleşerek mezun olan kişiye gerekli prosedürel kontrollerden sonra denklik belgesi verilirken, puansız eğitim gören mezunun durumu hayli karmaşık olacaktır.

Seviye ve Yeterlilik Belirleme Sistemi (SYBS) ile kişi bazındaki değerlendirmede birine otomatik denklik verilirken, diğerine Seviye Tespit Sınavı öngörülebilmektedir. Seviye Tespit Sınavından yeterli puanı almanın yanı sıra ilave dersler de istenebilmektedir. Bu durumda aynı üniversitenin aynı programından mezun olan kişi mahkemeye gitmektedir. YÖK’ün, kişinin üniversite eğitiminden önceki yetkinlik düzeyine bakarak (ÖSYM puanı veya muadil sınavların puanları) kişinin aldığı üniversite eğitimi yoluyla edindiği kazanımları göz ardı etmesi mahkemeler tarafından isabetli bulunmamakta ve kişinin eğitimden sonraki müktesebatının dikkate alınması gerektiği yargı kararlarına yansımaktadır. Bu nedenle, YÖK yargı kararlarını karşılamak için denklik işlemlerinin açıklamasında kazanımlara dayalı bir değerlendirme sonunda denklik belgesi verdiği açıklamasını kullanmaktadır.

Benim önerdiğim modelde kazanıma dayalı bir değerlendirme sistemde içkin bulunmaktadır. YÖKSİS ve YÖKAK modülleri öğrencinin, kurumun ve öğretim kadrosunun yeterliğini bir süreç dâhilinde garanti altına almaktadır. Yukarıda öngörüldüğü şekilde bir düzenleme ile TMV, YÖK, ÖSYM ve YÖKAK’ın yer aldığı tümleşik bir model durumunda, bu şartları sağlayan bütün yurtdışı üniversiteler sisteme dâhil olabilecektir. Bunun da herhangi bir mahzuru olmasa gerek. Çok kurumlu bir konsorsiyuma dayalı bu modelde politik, güvenlik ve teknik akreditasyonu sağlamayan üniversitelerin Türk yükseköğrenim sistemine sızma veya girme riski olmayacaktır. Üniversitelerin politik ve teknik akreditasyonlarını yitirmeleri durumunda da çok kurumlu modelde yaptırım uygulama ve üniversiteyi sistem dışına çıkarma mümkün olacaktır. Yargının mevzuat ve prosedürlere uyumlu idari kararları bozma olasılığı da bu sayede asgariye inecektir.

Başka ülkeler ne der!

Üsküp ve Saraybosna’daki iki üniversite örneği üzerinden gidersek; Makedonya ve Bosna-Hersek’teki diğer üniversitelerde eğitim gören Türk öğrenciler ve mezunlar için bir karmaşa çıkma ihtimali olabilir mi? Bir üniversite yukarıdaki modelde öngörülen gerekleri yerine getirmesi durumunda sisteme entegre edilmesinde ve mezunlarına otomatik denklik verilmesinde bir sorun olmaması gerekir. Hukuk, tıp, diş hekimliği, mühendislik, öğretmenlik ve benzeri düzenlenmiş mesleklerde ilave dersler ve uygulamalar söz konusu olabilir. Eğer yurtdışındaki ilgili üniversite düzenlenmiş mesleklere ilişkin eğitim programlarında Türkiye’ye özgü ders ve uygulamaları öngörüp, normal eğitim süresi içinde öğrenciye Türkiye’deki müfredatta bulunan eğitimi de verirse, mezun için Türkiye’ye geldiğinde ilave bir eğitim zorunluluğu da kalmayacaktır.

Türkiye model ülke olabilir mi?

Türkiye’nin dış dünyaya açılımı, sadece şirketleri ve emek göçü yoluyla olmamakta, giderek yükseköğrenim başta olmak üzere her düzeydeki eğitim kurumlarıyla da dikkat çekmektedir. FETÖ’nün baltaladığı eğitim alanındaki bu açılımı yeni, tutarlı ve tümleşik bir model yoluyla uygulama, kurumlararası bir işbirliği ve eşgüdüme ihtiyaç duymaktadır. Türkiye bu model yoluyla hem cihanşümul politikasına eğitimi de dâhil edecek hem de başka ülkelere ihraç ettiği eğitim sayesinde uluslararası yoğun rekabetle muhatap olarak yurtiçi eğitiminin de kalitesini artıracak ve uluslararasılaştıracaktır.

Metin Toprak
+ diğer makaleler

1966 Ardahan doğumlu. İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümünden 1987 yılında mezun oldu. Yüksek lisansı ve doktorasını da bu Üniversitede yaptı. Kırıkkale, Eskişehir Osmangazi, Uluslararası Saraybosna, Türk Hava Kurumu ve İstanbul Üniversitelerinde öğretim üyesi ve yönetici olarak görev aldı. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunda uzman yardımcısı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunda Başkan Yardımcısı, Rekabet Kurumunda İkinci Başkan ve ÖSYM’de Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Finansal sistem ve ekonomik kalkınma, sosyal politika, yoksulluk ve yükseköğrenim sisteminin reformasyonu başlıca ilgi alanlarıdır.