İSLAMİLİK ENDEKSİ KİMİN NE İŞİNE YARAR?

Ömer Demir –

Son zamanlarda İslamilik Endeksi 1 diye çok konuşulan ve atıf yapılan bir gösterge var. Hani halkı Müslüman ülkelerin ancak 40. sıralarda yer bulabildiği, Türkiye’nin ilk 95 ülke arasına giremediği ve listenin ilk sıralarını halkının ekseri çoğunluğu Müslüman olmayan ülkelerin işgal ettiği endeks.

Endekse göre İslam’ın öngördüğü prensipleri esas alırsak ilk sıralarda Yeni Zelanda yer almakta ve onu ekonomileri gelişmiş İskandinav ülkeleri izlemektedir. 40. sıradan itibaren de Malezya’nın açtığı kapıdan önce petrol zengini Arap ülkelerinin girmeye başladığını görüyoruz. Bu arada hemen belirtelim Yunanistan ve İsrail de Malezya’dan önce geliyor.

Bu endeksin, kurucuları İran kökenli olsa da, endeksin dünya üzerindeki Müslüman nüfusun dağılımı ile ilgili bir fikir vermediği, böyle bir amaç gütmediği gayet açık. Kanaatimce bu endeks, İslam ile ilişkili bir bilgi içeriği olmadığı halde, üretilme amacından bağımsız olarak, üç şekilde kullanıldığı için bu kadar popüler. İlki, İslami ilkeleri önemsiyor izlenimi vererek sonunda Müslümanları “dövmek” isteyenlere güzel bir sopa. Yani, çok sık olarak “sizin ilkelerinizi halkı Müslüman olmayan ülkeler sizden daha iyi yerine getiriyor” mealindeki üstten bakan, baskıcı, küçük düşürücü, hor görücü yorumlara meşruiyet sağlayan bir araç olarak kullanılıyor bu endeks. Doğrudan veya dolaylı olarak, en yumuşak şekliyle, insanlığı kalkındıracak, refah ve mutluluğu artıracak iyi şeyler yapmak için Müslüman olmaya gerek yok diyen bir söylemi meşrulaştıran bir araç olarak gayet cazip.

Endeks ikinci olarak, İslam dünyasının günümüzdeki görünümünden içi yananların daha çok öz eleştiri formatında, beceriksizliklere ve dile getirilen inançlar ile vazgeçilmeyen yanlış uygulamalar arasındaki zıtlıklara işaret etmek, asıl olarak da İslam ülkelerindeki yöneticileri eleştirmek için kullanılıyor. Biraz da “İslam dünyası olarak biz niye böyle perişan bir durumdayız. Daha endeksin ilk kırkına bizden giren bir ülke yok. İnançlarımızın gereğini yapsak durum böyle olmazdı vs.” kabilinden bir ahlanma-vahlanma aracı. Endeksi hazırlayanlar Muhammed Abduh’un “Batıya gittim İslam var Müslüman yok, doğuya gittim Müslüman var İslam yok” şeklindeki sözlerini web sayfalarına epigraf yapmışlar. Yüzyılın başında Mehmet Akif’in Japonlar için söylediği dizeleri bilselerdi onu da koyarlardı belki. 2 Anlaşılan bu bakış açısının, endeks oluşturma dışında yeni bir tarafı yok.

Üçüncüsü, somut olarak bu endeksi üretenlerin amacı farklı olsa da bu ve benzeri endeksler ve onları açımlayan söylemler, bir şekilde Avrupa merkezci düşüncenin ve bugünkü Batı değer ve kurumlarının aşılmazlığı ve üstünlüğü fikrinin sürekli yeniden üretilmesine hizmet eder konumdalar. İstatistiksel verilerle takviye edilen bu tür endeksler ile Batılı olana karşı duyulan (ya da duyulması istenen) saygıyı ve hayranlığı zihinlere daha fazla yerleşmesi kolay hale gelmektedir. Şık bir “bilimsel” elbisesi de var. Halkı Müslüman memleketlerden çeşitli ekonomik, politik ve savaş gibi saiklerle yola koyulan göçmenlerin/mültecilerin İran, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır değil de, ABD, Kanada, Avustralya, Almanya, Fransa, İngiltere, Yeni Zelanda vs. seçmeleri de bu süreci adeta olgusal olarak teyit verisi sağlamakta.

Sonuçta her üç kullanım da ağırlıklı olarak daha çok Müslümanlar arasında dolaşımda olan ama Müslüman kimliğe saygı uyandırmayan, en hafif nitelemesi ile sürekli karamsarlık yayan birer negatif söyleme hizmet ediyor. Örneğin ülkemizde bu endeks, İslamcı bir gelenekten geldiği iması ile mevcut yönetimi eleştirmek için muhalefet sözcüleri tarafından büyük bir isteklilikle dillendirilmektedir. “Siz İslam diyorsunuz ama Müslüman olmayanlar bile İslami kriterlere göre daha ilerdeler” imasıyla. Dindar mahfillerde bu endekse ilgi duyulmasının sebebi sanki daha farklı. Biraz mesleki duruş biraz da uzmanlaşma nedeniyle doğal olarak tezlerini günümüz Müslümanlarının İslam’ı doğru anlayamadığı (ki mesleklerinin amacı doğrusunu anlatmak) kurgusu üzerine inşa eden özellikle ilahiyat/diyanet camiasında “bakın bizim dediğimizi yapmazsanız hâliniz bu” tavrıyla üzüntülerinin mi yoksa sevinçlerinin mi tezahürü olduğu anlaşılmayan bir modda, söz konusu endeks tartışmalarda kendine meşru bir alan açıyor.

Bu endeksi ilk duyduğumdan beri “İslamilik” kelimesinin kullanımı yoluyla popülerlik kazanmanın amaçlandığı ve bilinçli olmasa da sonuç olarak bir istismar içerdiği kanısındayım. Ayrıca Endeks’in, bir nevi Müslümanların en az yaşadığı, yönetime hiç dahillerinin olmadığı zengin, gelişmiş batı ülkelerini İslamlaşmış, geri kalanları da İslamlaşmamış göstermesi nedeniyle, Müslümanlıkla ilgili bir ayrıştırıcılık özelliği olmayan, bu haliyle de ne Müslümanların durumunu ve sorunlarını anlamada ne de çözüm üretmede katkı verecek bir bilgi üretmediği görüşündeyim. O sebeple de bu endeksi hiçbir zaman ciddiye almadım. Fakat isabetli isimlendirme stratejisi nedeniyle bu endeksle çok farklı mahfillerde gittikçe daha çok karşılaşmaya başladım. Uzun zamandır bu konuyu ele almak, görüşlerimi ifade etmek istiyordum.

Düşünce Deneyi: İnanç, Tutum, Faaliyet ve Dini Kimlik

Önce bir düşünce deneyi yapalım. İçeriğini bildiğimiz bazı temel iyi özellikleri (merhametli, iyiliksever, temiz, dürüst, güvenilir olmak gibi) ve hayatın muhtelif yönlerine dönük bireysel veya kolektif faaliyetleri (iyi bir eğitim, sağlık, yargı, sosyal güvenlik, emeklilik, çocuk bakımı sistemleri vb.) sıralayalım. Dört de temel inanç kimliği seçelim: Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Ateist. Sıraladığımız iyi vasıf veya faaliyetlere bu kimliklerin yaklaşımını da işaretleyelim. Yani sıraladığımız faaliyetleri hangi inanca sahip kişilerin birey olarak veya o kişilerin çoğunlukta olduğu toplum olarak gerçekleştirmiş olabileceğini tahmin etmeye çalışalım. Tersinden, önce dört kimliği alıp sonra bu dört kimliğe mensup kişilerin sıralanan özelliklere sahip olma veya faaliyetleri gerçekleştirme durumlarını evet veya hayır şeklinde tahmin etmeye çalışabilir, satır ve sütunlarda yer alan değişkenlerin yerlerini değiştirebiliriz. Buradaki özellik veya faaliyetler hem tür olarak çeşitlendirilebilir hem de sayı olarak daha da artırılabilir. Satırlarda yer alan özellik ve faaliyetlerden hangilerinin Müslüman bir topluluğun alametifarikası olduğunu ve hangi faaliyetlerdeki performansına bakarak onları değerlendirebileceğimize dair bir kriterler silsilesi elde etmeye çalışalım. Asıl odak noktamız, yaptıklarına bakarak o işleri yapan aktörlerin Müslüman olup olmadığını tespit etmek. Neleri yapan veya yapmayan Müslüman olur ve hangi özellikleri ile diğerlerinden kesin olarak ayrılır sorusuna cevap aramak.

Düşünce deneyimizde insanların dinî farklılaşmasına yol açma potansiyeli olan faaliyetleri dünya nüfusunun dinî inanç dağılımında büyük ekseriyetini oluşturan dinî kimlikler ile irtibatlandırmaya çalışacağız (çoğu okuyucunun Çin ve Hint inanç sistemlerine aşina olmadığı düşüncesiyle onlar dışta tutulmuştur). Hangi tür inanç, tutum ve faaliyetlerin hangi inancı benimseyenlerde bulunabilir olduğunu tespit etmeye çalışalım.


İnanç, tutum ve faaliyetler
MüslümanHristiyanYahudiAteistŞekilde
Yer
Aldığı
Bölge
1Adaletle karar veren bir yargı sistemi oluşturmakA
2Bol misafir ağırlamakA
3Çeşit çeşit zengin proteinli ve lezzetli yemekler yapmakA
4Çok çalışmakA
5Çok etkili ve ekonomik bir sulama sistemi geliştirmekA
6Çok etkili bir eğitim sistemi geliştirmekA
7Çok iyi çalışan robot makineler icat etmekA
8Çok verimli çalışan şirketler kurmakA
9Doğal kaynaklardan (güneş, rüzgâr, su vb.) en etkili biçimde yararlanmakA
10Düzenli, altyapılı, yeşili bol kentler yapmakA
11Etkin bir bürokrasi kurmakA
12Güçlü bir ordu kurmakA
13Güçlü dijital savunma sistemleri kurmakA
14Güler yüzlü olmakA
15Günlük hayatının bir bölümünde ibadet yapmakA
16İşini elinden geldiğince düzgün ve zamanında yapmakA
17İyiliksever olmakA
18Kim olduğuna bakmadan muhtaçlara karşılıksız yardım yapmakA
19Kumar oynamamakA
20Merhametli olmakA
21Sözünde durmakA
22Temiz giyinmekA
23Verimli bir borç-alacak sistemi kurmakA
24Yalan söylememekA
25Domuz eti yememekB
26Meleklerin varlığına inanmakC
27Vatikan’ın kutsal bir yer olduğuna inanmak D
28Cumartesi günleri seyahat etmemek E
29Hacca gitmek   F
30Her fırsat bulduğunda “la ilahe illallah” diye tespih çekmek   F
31Kurban Bayramında kurban kesmek   F
32Namaz kılmak   F
33Oruç tutmak   F
34Yanlış veya doğrunun hesabının bu dünyada olmasa bile öteki dünyada mutlaka verileceğine inanmak   F
35Zekât vermek   F
36Allah’ın varlığına inanmakD

Bu tabloyu daha kolay analiz etmek için dört dinî kimliği birer oval ile gösterip kesişen ve ayrışan unsurları belirgin hale getirdik (Şekil 1).

Şekil 1. Müslüman, Ateist, Hristiyan ve Yahudi inancına sahiplerin kesişen ve ayrışan özellikleri

Burada ele alınan 36 özellikten bazıları inanç grubu ayırımı olmadan dört inanç grubuna mensup kişilerin taraftar olabileceği inanç ve değer, tutum veya faaliyetler iken (şekilde A alanı), bazıları da belirli bir inanç grubuna hastır. Allah’a inanmak Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilikte ortaktır (C alanı), ateistler bu konuda ayrışır. Üç dinin değişik ibadetleri vardır ama namaz kılmak Müslümanlara özgüdür. Burada zikredilen özelliklerden, o kişinin Müslüman olmasının işareti olanlar sadece Müslüman dairesi içinde F bölgesinde yer almaktadır. Dairelerin kesişim kümesi dışındaki özellikler o daireyi temsil eden kimliğin tanımlayıcı özellikleri olarak alınabilir. Örneğin Müslüman dairesi içinde yer alan ama diğer dairelerle kesişim kümesinde yer almayan özellik ve faaliyetler, tanımlanan kişi ya da grubun Müslüman olup olmadığını belirlemede kullanılabilir. Kuşkusuz buradaki özellikler daha da artırılabilir.

Dürüst olmak, yalan söylememek, temiz olmak, çok çalışmak, çevre dostu tarımsal üretim yöntemleri geliştirmek; çevre düzeni, kanalizasyon, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik sistemleri kurmak; meşruiyeti ve halk memnuniyeti yüksek siyasi ve idari sistem veya kurumlar oluşturmak (hepsine kısaca dünyanın imarı diyelim) Müslüman kimliğe sahip olanlar kadar diğerlerinin de istediği ve olabildiğince sahiplenmeye çalışacağı özellik veya faaliyetler arasında yer alır. Mesela iyi bir sağlık sistemi kuranlar Müslüman, kuramayanlar diğer inançlardan; etkili bir bürokrasi, eşitlikçi veya adil bir ulusal gelir dağılımı kuranlar Müslüman, kuramayanlar Müslüman olmayanlar denemeyeceği için bu özelliği Müslüman olmanın ayrıştırıcı vasfı olarak kodlayamayız. Kısaca, taralı alanın dışındakiler Müslüman olmak ile olmamak arasındaki çizgiyi çizen faaliyetler değildir. O sebeple bir kişinin ya da toplumun şekildeki taralı alan dışındaki konulardaki performansının, onun Müslümanlığının derecesini veya kalitesini belirlemede temel gösterge olarak alınması fevkalade yanıltıcı olabilir. Bu nüans kaçırıldığında dünyanın imarına dair konulardaki eksiklik ve sorunların sebebinin iyi bir Müslüman olmamaktan kaynaklandığı şeklindeki bir yanılgıya çıkar.

Endeksi hazırlayanlar namaz, oruç, zekât, hac gibi Müslümanları ayrıştıran ibadetleri (zekât hariç) bireysel arınma amaçlı biraz da “mekanik” ayrıştırıcı nitelikli buldukları ve etkili toplumsal sonuçları gözlenemediği için kapsamdan çıkardıklarını söylüyorlar. Böyle bir tercihin, dini kimlikler yoluyla insanları ayrıştırmayı adeta imkânsız kılması nedeniyle “İslamîlik Endeksi” tabirinin içini boşalttığını düşünüyorum. Zira aynı verileri kullanıp toplumları bir boyuttan mukayese eden onlarca endeks var (rekabet, refah, mutluluk, verimlilik, şiddet, ayrımcılık, üretkenlik, demokratiklik vb.). Bunlara ilaveten sözkonusu endeksin toplumların İslamîlik boyutu hakkında nasıl bir bilgi verdiği tamamen belirsizdir.

Bir insan yeterli ekonomik kaynağa, o kaynakları üretken kılacak üretim yöntemi bilgisine, üretimi etkili biçimde organize edecek yönetim bilgisine sahip olmadığı için fakirse, bu fakirliğinin sebebi İslam dinini doğru anlamamış olması değil, bahsedilen alanlardaki eksikliğidir. Eğer bahsedilen alanlardaki eksikliğin nedeni dinî inançları ise, örneğin “dünya çalışmaya değmez, bir lokma bir hırka yeter” inancı nedeniyle üretim yapmıyorsa fakirliğin nedenleri arasında “bir lokma bir hırka” felsefesini benimsemiş olmasını sayabiliriz (bunun İslam’ı doğru anlayıp anlamamak olduğu tartışılabilir, makul bir tartışmadır). Fakat her türlü fakirlikten kurtulmayı salık veren inançlara sahip olmasına rağmen fakirlik yakasını bırakmıyorsa onun sebebi dinî inançları olmasa gerektir. Veya sokakları yeterince düzenli ve temiz değilse, kanalizasyon sistemleri yetersizse bunun sebebi, dinî inanış biçiminin bunları teşvik ediyor olması değildir. Bir Müslüman insan grubu etkili bir trafik işaret sistemi inşa edemeyebilir. Kuşkusuz bu onlar için övüneceği bir durum değildir. Ama trafiği etkili biçimde düzenleyen bir sinyalizasyon sistemi kuramamış olmak veya ışık, hava, su ve yeşili en etkili ve estetik biçimde kullanacak bir kentsel dönüşüm projesi yapamamış olmak bireyi veya topluluğu Müslüman olmaktan çıkarmaz. Kötü bir trafik sistemi sahibi ve işlevselliği zayıf, estetikten uzak bir şehirleşme ortaya çıkarır, o kadar. Müslüman bir girişimci, bir işin parçalarını iyi belirleyip o parçaları kimlerin yerine getirebileceği konusunda daha isabetli tespitler yaparak daha düşük maliyetli üretim gerçekleştirebilir ve diğerlerine göre daha verimli bir işletme kurabilir. Yani Müslüman birisinin en iyi organizasyonu ve bölümü kalemlerini tespit etmesi mümkündür ama bu onun Müslüman olmasının alametifarikası veya dindarlık seviyesinin göstergesi olamaz. En kârlı, yenilikleri ilk keşfeden veya topluma yayan şirketlerin sahiplerinin Müslümanlar olması kötü bir şey değildir. Müslümanların o mecralarda az bulunuyor olması onların Müslümanlığının ne gereği ne de sonucudur.

O zaman soru şuna dönmüş oluyor? Biz dünyayı keşif ve imar anlamındaki faaliyetlerine bakarak o işlerdeki konumlarını inceleyerek kişilerin Müslüman olup olmadıklarını tespit edebilir miyiz? Yukarıda verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere en etkili üretimi yapan, en güçlü savunma sistemleri kuran, en verimli yönetim sistemleri geliştiren insanların bu faaliyetlerine bakarak onların Müslüman olup olmamasına hükmedemeyiz. Aynı şekilde kişi başına düşen yıllık gayrisafi millî hasılasının düşük olması, kırsal kalkınmayı başaramamış olması, idari ve siyasi karar süreçlerinin verimli çalışmıyor olmasına bakarak o topluluğun Müslümanlığı konusunda yargıda bulunamayız. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde beceriksiz, tembel, bilmez durumda olmak hiçbir topluluk için istenen birer özellik değildir ama sadece bunların tersine sahip olmak da bir insanı veya topluluğu “İslamlaştırmaz”. O zaman dindarlık alametifarikası olarak üretken bir ekonomi, iyi işleyen bir ulus-devlet sisteminin göstergelerini ele almak yanlış bir bakış açısıdır.

Burada bizi zorlayan bir konu, Müslümanların yalan, rüşvet, yolsuzluk, ikiyüzlülük gibi hem Müslüman bireye hem de Müslüman topluluğa yakışmayan özelliklerden uzak olmayla öne çıkamamalarının nasıl izah edileceğidir. Kanaatimce en yakıcı mesele budur. Müslümanın başkalarının kendisine en çok güvendiği, hak ve hukuka riayet eden, meşru olmayan kazançlara tevessül etmeyen, başkalarının can, mal ve namusuna sahip çıkan, onları kendisininki gibi koruyan bir birey olması beklenir. Eğer bu özellikler zikredildiğinde, aklımıza Müslüman birey gelmiyorsa bu ciddi bir sorundur. Ancak bireysel düzeyde bu özellikleri ile insanları karşılaştıran ve sonuçta Müslümanların bu özelliklerden uzak olduğunu gösteren bir araştırma ne gördüm ne de duydum. Bu endekslerden böyle bir sonuç çıkarmak da mümkün değildir.


[

Ömer Demir
+ diğer makaleler

ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümünden 1988’de lisans ve 1990’da yüksek lisans derecesi aldı. 1993 yılında Anadolu Üniversitesinde İktisat alanında doktorasını tamamladı, 1996’da doçent 2009’da profesör oldu. Üniversite dışında TÜİK, YÖK ve ÖSYM’de yönetici olarak çalıştı, TÜBİTAK bilim kurulunda görev yaptı. Halen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde öğretim üyesi. İktisat metodolojisi ile iktisadın kurumsal yapılarla ilişkileri konusunda çalışmalar yapıyor.


  1. https://islamicity-index.org/wp/latest-indices-2019/

  2. Sorunuz şimdi de Japonlar nasıl millettir?

    Onu tasvire zafer-yâb olamam hayrettir.

    Şu kadar söyleyeyim; din-i mübinin orada,

    Ruh-u feyyazı yayılmış yalnız şekli: Buda.

    Siz gidin saffet-i İslam’ı Japonlarda görün.

    O küçük boylu, büyük milletin efradı bugün.

    Müslümanlıktaki erkan-ı sıyanette ferid.

    Müslüman denmek için eksiği ancak tevhid.”

    “Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada

    Sâde, Osmanlıların gayreti lazım arada.”

    Mehmet Akif Ersoy