YENİ BİR ULUSAL ARAŞTIRMA KURUMUNA ACİL İHTİYAÇ VAR

Ömer Demir –

İçinde yaşadığımız çağ, bilgi çağı. Bilgi çağı bilgi toplumu demek aynı zamanda. Bilgi toplumunun biri yeni bilgi üretme diğeri de onu yayma olmak üzere iki yüzü var. Yayma işini iletişim araçları bir ölçüde yerine getirebiliyor. Üretme konusunda da önde ve arkada olanlar var. Ülkemiz yeni bilgi üretiminde çok iyi bir konumda değil. Yeni bilgi üretme işi o kadar kritik bir konu ki hem bireylerin hem de toplumların refah yaratma kapasiteleri doğrudan bilgi üretme kapasiteleri ile ilişkili. Zira bilgiye hâkim olan adeta her şeye hâkim oluyor.

Bilgi üretiminin de kamusal ve özel mal tarafı var. Her iki yönün geliştirilmesinde de kamu otoritelerine büyük sorumluluk düşüyor. Bilgi üretimini kolaylaştıracak düzenlemeleri yapmak kadar kamusal mal nitelikli bilgileri zamanlı ve doğru biçimde üretmek de devletlerin performanslarını etkiliyor.

Kamusal mal (sağlık, eğitim, güvenlik, adalet vb.) üretiminde ortak iradenin yaptırım gücüne olan ihtiyaç, kamusal mal niteliği taşıyan bilgi üretiminde de söz konusu. Günümüz dünyasındaki yoğun rekabet ortamında sadece piyasa saikleri ile ulusal düzeyde ihtiyaç duyulan her tülü bilgiyi üretmek pek mümkün görünmüyor. Özellikle kamusal mal niteliği taşıyan bilgilerin kamusal destekle üretilmesi bir zorunluluk olarak görünüyor. Bunu başaramayan ülkeler, üretebilenleri izlemek ve onların çizdiği sınırlar içinde kalmak durumunda kalıyor.

Bu yazıda, ülkemizde hem kamuoyunun dünyanın ve ülkenin durumu, temel eğilimler ve izlenebilecek yollar konusunda sağlıklı bilgilere kavuşması hem de karar vericilerin ellerinde güvenilir ve yol gösterici bilgilerin olmasının temini için uluslararası ve ulusal ölçekte yeni bilgilerin üretilmesini sağlayacak yeni bir kurumun kurulmasına ihtiyaç olduğu ileri sürülmektedir. Yazı önce böyle bir kurumun ne tür çalışmalar yapabileceği konusunda ipuçları vermeyi, ardından da bu tür çalışmaların niçin mevcut kurumlar bünyesine yapılamadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Toplum ve Kültür Araştırmaları İçin Yeni Bir Ulusal Kuruma Niçin İhtiyaç Var?

Bilgi çağında bilgi sadece çeşitlenip çoğalmamakta, kullanılma alanları ve kullanım biçimi de çok hızla değişmektedir. Dünya eskiden olduğundan çok daha fazla bilgi-merkezli ve bilgiye duyarlı hale gelmektedir. Konunun birçok yönü bulunmakla birlikte burada sadece büyük ölçekli, uzun soluklu ve sistematik araştırma gerektiren yönü üzerinde duracağız.

  1. Ülkelerin kendileri ve dünyadaki yerleri konusunda eskiye göre şimdi çok daha fazla bilgi-merkezli karar verilmektedir. Her alanda dünyayı tanımak ve anlamak için çok sayıda gösterge ve farklı göstergelerin karması olan endeksler oluşturulmakta, günlük politik, medyatik veya uzun dönemli bilimsel değerlendirmelerde ülke içi gelişimleri ve ülkeleri birbiri ile mukayese ederken bu endeksler kullanılmaktadır. Dünya seyrinin bu gösterge ve endeksler üzerinden takip edildiği dikkate alındığında bu göstergelerin hangi ülke veya kültür merkezli üretildiği önem kazanmaktadır. Zaman zaman bunların nesnel birer gösterge olmaktan öte politika aracı işlevleri öne çıktığı için yanlılık taşıma riskleri ve olası yanlılık durumunda ülkelerin uygun göstergeleri üretebilme kapasitelerini önemli hale getirmektedir.

Örnek gösterge ve endeksler şunlardır:

  1. Sosyal, Politik ve Kültürel Göstergeler (özgürlük, insani gelişmişlik, insan hakları ihlalleri, göç, ayrımcılık, hoşgörü, çatışma, iyimserlik-karamsarlık, dindarlık, yaşam memnuniyeti, mutluluk, gelecek beklentisi, çok kültürlülük, güç mesafesi, çok dillilik, medya kullanımı, şiddet eğilimi, mahremiyet, dayanışma, işbirliği, güven, komplo teorilerine inanma, yükselen ve düşen değerler vb.)
  2. Ekonomik Göstergeler (küreselleşme, rekabet, büyüme, faiz, sermaye hareketleri, ülke içi ve ülkeler arası eşitsizlik, borsa, tüketici ve üretici güveni, verimlilik, beşerî sermaye, sosyal sermaye, ekonomik çeşitlilik, yeni tüketim eğilimleri, içe kapanma-dışa açıklık, iş yapma kolaylığı, istihdam vb.)
  3. Bilim Teknoloji Göstergeleri (yaratıcılık, dijital okuryazarlık, internet kullanımı, patentler, yaratıcı fikirler, bilim alanlarına ilgi ve katkı, geleceğin meslekleri, mesleklerin geleceği, robotlaşma, blok zincir, büyük veri, iklim değişikliği vb.)

Tüm bu alanlarda dünyada yapılan çalışmaları düzenli izleyecek, çalışmalara aktif olarak katılacak; bu endekslerde varsa metodolojik sorunları tespit edip ilgililerle paylaşacak; kullanılan ülke verilerinin sıhhatini inceleyerek varsa eksik bilgilerin giderilmesi için yapılması gerekenleri raporlayacak; uluslararası endeks ve göstergelerde ülke verisine ilişkin bilinçli olarak oluşturulduğu düşünülen yanlılıkları ilgili ulusal kurumlara iletecek ve dünya kamuoyuna açıklayacak; ihtiyaç olan alanlarda yeni göstergelerin üretilmesini sağlayacak, tüm alanlarda ulusal ve uluslararası çalışmalar yapacak güçlü bir (veya birden çok) merkeze ihtiyaç vardır.

  • Büyük ülkeler, periyodik olarak inceleme ve araştırmalar yaparak toplumlarının ekonomi, siyaset ve kültür özelliklerini anlamaya, izlemeye çalışır, gerekli politikaları ve stratejileri oluşturur ve bunlardan elde ettikleri bulgulardan yararlandıkları vakit daha somut ve etkili sonuçlar alırlar.

Bu maksatla, toplumsal yapıların arzulanan yönde gelişmesine yönelik oluşturulacak politikalara kaynaklık edecek değişkenlerin bilimsel yollarla sürekli izlenmesine ihtiyaç vardır. Toplumsal yapının dönüşümü çok boyutlu ve uzun zaman dilimlerinde gerçekleştiği için değişimin takibinde ölçme hatalarını minimize etmek ve karşılaştırılabilir veriler üretmek için uzun soluklu araştırmalar tek merkezden gerçekleştirilmelidir/yönetilmelidir.

Türkiye gibi üç kıtaya yayılan bir coğrafya ile yakın tarihsel, kültürel ve akrabalık ilişkileri bulunan bir ülkenin, bir yandan stratejik gördüğü coğrafyalardaki gelişmeleri, diğer yandan kendi toplumsal yapısının dönüşümünü yakından izlemesi için uzun vadeli, multi-disipliner ve çok geniş bir yelpazeye yayılan uzmanlar ve uzman ekipleri eliyle yapılan uzun soluklu çalışmalara büyük ihtiyacı vardır. Gerek kısa vadeli sıcak gelişmeler gerekse uzun vadeli stratejileri uzlaştırma bakımından, ihtiyaç duyulan veri ve bilgilerin düzenli olarak üretilmesi hayati önemdedir. Burada bahsettiğimiz araştırmalar, uzun vadeli ve büyük çaplı projelere dayalı olan ve saha uygulaması boyutu öne çıkan araştırmalardır.

Bu bağlamda;

  1. Bölgesel güç olma kapasitesini geliştirmek için gelecekte toplumların nasıl şekilleneceği, mevcut değişim trendleri, toplum kesimlerinin bu değişim ve dönüşümü algılama ve uyarlama biçimleri politika ve strateji geliştirmede kritik rol oynayacaktır. Dünyayı ve ülkeyi en azından büyük devletler kadar iyi okumak giderek daha önemli hale gelmektedir.
  2. Dijitalleşme ile birlikte bütün veri ve bilgilerin sanal âlemde merkezileşmesi, fiziki âlemle sanal âlemin entegrasyonu, büyük devletlerin diğer ülkelerin verilerini arama motoru, e-posta, bireysel ve topluluk haberleşme araçları ve sosyal medya gibi mekanizma ve araçlarla sistematik olarak toplaması bir yandan büyük devletlere ve firmalara büyük bir avantaj sağlarken, diğer yandan verisi toplanan toplum ve ülkelerin ciddi bir sistemik yönlendirme ve manipülasyona maruz kalma riskini ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla, ülke içindeki kesimlere ilişkin ulusal verileri uygun biçimde bir araya getirebilecek ulusal veri merkezlerine olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bilgi toplumu olgusu, zaman içinde bilgi devleti olgusuna zemin oluşturmuş durumdadır. Yeterli bilgisi olmayanların digital diktatörlüklerin denetimi altına girmeleri kaçınılmazdır.
  3. Kamu ve özel kurumların idari kayıtları veya sosyal medya ortamlarındaki her türlü veriyi zamanında okuyacak ve bunları işleyerek uzun vadeli eğilimleri ortaya koyacak bilimsel araştırmalar için uygun altyapıları oluşturmak gerekmektedir.
  4. Günümüz dijital ortamında alanında iyi eğitilmiş tek kişilik danışman veya uzmanlıklardan ziyade uzman ekiplerin bilimsel yöntemlerle yaptıkları grup çalışmaları öne çıkmaktadır. Çünkü bu karmaşık ortamın gerektirdiği birden fazla alandaki uzmanlık bireysel uzmanlığın çok daha ötesine büyük çıktılar üretmektedir. Dolayısıyla, ülkenin farklı birimlerinde (özel sektör, kamu kurumları veya üniversitelerde) bulunan farklı disiplinlerden araştırmacıları, proje bazında bir araya getirecek ulusal araştırma merkezlerinin önemi artmaktadır.
  5. Günümüzde, araştırmacıların bireysel merak ve motivasyonlardan ziyade ulusal ve küresel ihtiyaçlar çerçevesinde oluşturulacak araştırma gündemlerinin toplumsal faydasının daha fazla olduğu görülmektedir. Hatta bu araştırma gündemlerinin neler olması gerektiği konusunun kendisi kişileri aşan ve ancak araştırma gruplarının karar verebileceği önemli ön araştırmalar gerektirmektedir.
  6. Sadece ulusal düzeyde değil uluslararası alanlarda da uzman ve araştırmacıları bünyesinde kolayca çalıştırabilecek ve istihdam etme yönüyle esnek yeni nesil araştırma ortamları oluşturmadan bu tür çalışmaları yürütmek hayli zor görünmektedir.
  7. Her geçen gün bilgi toplama ve bilgi işleme yöntemlerinde gelişmeler kaydedilmektedir. Bilgiye sahip olmak kadar bilgi toplama ve işleme alanında ortaya koyulabilecek yeni teknik ve teknolojilerle çalışılması uluslararası mecrada ülke saygınlığını artırabilecek potansiyel alanlardan birisidir.

Ne Tür Araştırmaların Yapılması Bekleniyor?

Burada sözü edilen araştırmaların çoğu, nitelikleri gereği, bu işe özgülenecek kurumun ev ve hak sahipliğinde yapılan ucu açık ama güdümlü araştırmalar olacaktır. Söz konusu araştırmalardan üretilen veri ve bilgilerden paylaşılması uygun görülenlerin, diğer bireysel araştırmacı veya araştırma ve eğitim kurumları ile paylaşılması da bilginin yayılımı bakımından büyük bir işlev yerine getirecektir.

Araştırmaların bazılarının düzenli olarak (aylık, yıllık, üç veya beşer yıllık aralıklarla) yapılması, bazılarının da planlanan sonuçlarının ancak 10, hatta 20 yıl sonra alınması gerekebilir. (Örneğin bu alanda bilinen en uzun soluklu araştırmalardan biri olan ve ABD’de nesiller arası transferleri araştıran bir çalışma 75 yıldır devam etmektedir. Bu süreçte 6-7 proje yürütücüsü değişmiş, onlarca proje çalışanı, yüzlerce kişi proje sırasında görev almış, hiç bir aksama meydana gelmemiştir.)

Araştırma konularına dair farklı alanlardan bazı örnekler ulusal ve uluslararası bağlamlar için aşağıda sunulmaktadır.

Dünya ölçeğinde medya taraması, çok dilli kamuoyu araştırmaları, yerinde ülke araştırmaları
  1. Dünyada hangi sosyo-ekonomik ve kültürel trendler ne yönde oluşuyor? Hangi semboller yükseliyor, hangileri gözden düşüyor?
  2. Dünya insanları eğitim, evlilik, demokrasi, din, dil, etnisite, oyun, serbest dolaşım, coğrafi sınır, iş, boş vakit, dijitalleşme, robotlaşma, göç, dünya vatandaşlığı, evrensel temel gelir vb. konularda ne düşünüyor ve bu düşünceler kültür, coğrafya ve sosyal sistemlere göre nasıl değişiyor?
  3. Dünya halkları ülkemizi, kültürümüzü nereden tanıyor ve nasıl biliyor? Nasıl bir imajımız var? Zaman içinde bu durum ne yönde ve hangi faktörlerin etkisiyle değişiyor?
  4. Dünyada Türk malları, kültür ve sanat eserleri, Türk filmleri hangi kesimler tarafından nasıl algılanıyor, hangi figürler olumlu, hangileri olumsuz etki yapıyor? Her bir farklı kültür için ayrı ayrı kalıcı imajların kaynağı ne?
  5. Dünya ders kitaplarında (ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğrenim) ülkemiz ve insanımıza dair hangi bilgiler, görseller ve imajlar nasıl veriliyor?
  6. Dünya sanat ve edebiyat eserlerinde Türk ve Müslüman imgesi nasıl yeniden üretiliyor, bunun dinamikleri tek merkezden mi yoksa çoklu merkezlerden mi kaynaklanıyor?
  7. Özellikle komşu veya yoğun ilişkimiz olan ülkelerde Türk ve Türkiye algısı nasıl oluşuyor, zaman içinde ne yöne evriliyor? Niçin?
  8. Dünya insanı gözünde Türk ve Müslüman algısı yıllar itibariyle nasıl bir değişim gösteriyor?
  9. Dünya ülkelerinde ülkemiz ve insanımız hakkında imaj oluşturan sanatsal, kültürel ve bilimsel faaliyetlere dair izleme raporları oluşturulması.

………..

Ülke çapında idari veriler, dijital kayıtlar ve düzenli saha araştırmaları

Her geçen gün daha çok veri sosyal gerçekliğin anlaşılması için kullanılabilir hale geliyor. Bu verilerin çokluğu onların yeterince iyi kullanılmasını garantilemediği gibi bazen bilgi kirliliği de yaratıyor. Bu nedenle hem ülke çapında yeni veriler üretmek hem de mevcut verileri kullanmak için bilimsel yöntemlerden yararlanmak gerekiyor. Ne tür verilerden bahsediyoruz?

  1. Eğitim sistemimizde beceri geliştirmede nerelerde büyük tıkanıklıklar var? Hangi düzey mezunlar ne tür işlerde ve hangi gelir seviyesinde çalışıyor?
  2. Kuşaklar arası kültür ve servet akışının seyri nasıldır?
  3. Halkımızın yaşam standardının değişmesine bağlı olarak kültür, oyun-eğlence, diğer ülke ve toplumlara bakış nasıl ve ne yönde değişiyor?
  4. Eğitimin tabana yayılması ne tür yeni beklentiler oluşturuyor?
  5. Her düzeyde ders kitaplarımızda yer alan metaforlar bugünkü dünyada ne tür karşılıklara sahip?
  6. Hangi kültür unsurları toplum üzerinde baskın etkiler yaratıyor?
  7. Atasözleri, deyimler, yeni sözler hangi dinamiklerden etkilenerek yayılıyor veya piyasadan çekiliyor?
  8. Ülkede alt isim haritaları var mı? Kültürel çeşitliliğin dinamikleri neler?
  9. Çocuklarımız hangi masalları, öyküleri, çizgi filmleri izleyerek büyüyor ve buralardaki farklılaşmalar daha sonraki bakış açılarını, yaşama becerilerini ve başarılarını nasıl etkiliyor?
  10. Toplumun ideal insan tipleri zaman içinde nasıl ve ne yönde değişiyor?
  11. Geniş ve çekirdek aile ortamında büyüyen çocukların bakış açıları, yaşam becerileri ve memnuniyetleri bundan nasıl etkileniyor?
  12. Yaşlanma formları nasıl değişiyor? Yaşlıların yaşam memnuniyeti nasıl seyrediyor?
  13. Ülkemizde  merkezî sınav başarı puanları, insanımızın hayat başarısı konusunda bize neler söylüyor? Hangi mezunlar hangi becerileri edindikten sonra ne kadar gecikmeli iş hayatına atılıyor? Okullardan elde edilen beceriler ile iş piyasasının ihtiyaç duyduğu beceriler nerelerde farklılaşıyor? Bu beceri açığı nasıl azaltılabilir?
  14. Yıllar itibariyle mesleklerin itibarı neye göre ve nasıl değişiyor?
  15. Meslek içi öğrenme örüntülerinde başarılı örnekler hangi alanlarda kümeleniyor?
  16. Örtük bilgi ve beceri aktarım mekanizmaları ulusal destek sistemlerinden yeterli pay alıyor mu?
  17. Kamu ve özel sektörde göreli olarak hangi alanların cazibesi en yüksektir ve bunu hangi faktörler etkiliyor?
  18. Beslenme, boş vakit kullanımı, çalışma ve gündelik yaşam ortamlarının farklılığı hamilelikten itibaren çocukların özgüven, okul başarıları ve hayat memnuniyetlerini nasıl etkiliyor? Örneğin sadece çekirdek aile içinde kreş ve okula giden çocuklar ile büyükanne-büyükbaba gözetimi ve himayesinde büyüyen çocukların dünyaya bakış ve sorunlarını çözme becerilerinde bir farklılık var mı?
  19. Kayda geçmemiş sözlü kültürün sistematik olarak taranıp kayda geçirilmesi.
  20. Büyüyen kentlerde ortaya çıkan sorunların boyutları ve değişim yönünün araştırılması.
  21. Halk arasında yaygın olan inanç ve uygulamaların benimsenme örüntüsü ve zaman içinde değişimi.
  22. Toplumsal cinsiyet ve özellikle yaygın kadın mağduriyetleri ile ilgili sosyal sorunlara ışık tutacak araştırmalar.
  23. Halkın ülke gündemi ve dünya gündemini izleme araçları ve izleme biçiminin seyri.

……

Mevcut Kurumlar Niçin Bu İhtiyacı Karşılamıyor?

Ülkemizde çok sayıda üniversite ve sosyal araştırma yapan kurum ve kurumlar içinde birimler var. Bunlar varken bu tür konularda araştırmalar yapmak üzere yeni bir kuruma niçin ihtiyaç var? Bu soruya cevap verebilmek için ülkemizdeki araştırma kurumlarını niteliğine göre gruplamamız gerekiyor.

Mevcut araştırma kurumlarının çok önemli işlevleri olmakla birlikte, yukarıda bahsedilen çerçevede yeterli faaliyet yürütülemediği görülmektedir. Bunun nedenleri şunlardır:

  1. İcracı kamu kurumlar bünyesinde uzun soluklu bilimsel araştırma yapmanın imkânı çok sınırlıdır.
    1. Kamu kurumlarının bünyesindeki araştırma merkezleri, ilgili kurumun icracı işlevinin gölgesinde kalmaktadır. Gündelik işler ile araştırma arasındaki tercihte gündelik işler daima ağır basmaktadır. Kamu kurumlarındaki mevcut araştırmalar, çoğunlukla rutin idari işlere altyapı oluşturan cinstendir ve her bir araştırma kısa dönemli olarak planlanmaktadır. Üst yöneticilerin kişisel başarı ve kariyer planlarında uzun soluklu bilimsel araştırmaların katkısı çok sınırlı olduğu için bu tür araştırmalar yöneticilerin gündeminde ikincil, hatta üçüncül statüde görülmektedir. Birazdan açıklanacağı üzere üniversitelerde bile benzer bir sorunun olduğu gözlenmektedir.
    1. TÜİK hariç kamu kurumlarında ülke veya dünya ölçeğinde kendi yıllık araştırma gündemleri olan ve o gündeme göre araştırma tasarlayan birimler yoktur. TÜİK ise resmî istatistiklere odaklı bir gündem oluşturduğundan ülkenin araştırma ihtiyacının çok azını karşılamaktadır. Metnin üst sayfalarında örneklenen araştırma alanlarının her birisi kendine özgü uzmanlık ve çalışma ekibi gerektirmektedir. Ulusal ve uluslararası asgari resmî istatistikleri üretme görevi olan TÜİK’in uzman kapasitesi ve araştırma gündemi çok farklı alanlarda ve çok çeşitli sosyal ve toplumsal alanların her birine özgü araştırma tasarlayacak çeşitlilikte kurgulanmamıştır. Resmî istatistiklerin yanı sıra bu tür yeni araştırmaların da bu Kuruma yüklenmesi beklenen fayda sağlamak bir yana kapasite fazlası iş hacmi oluşturacağı ve Kurumu çok fazla büyüteceği için mevcut çalışmaların sıhhatini de olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca yumurtaların tek sepete konmasının riski burada da ortaya çıkacaktır.
    1. İcracı kamu kurumları bünyesinde bağımsız bilimsel araştırma yapma ortamı, bünyenin önceliklendirme uyumsuzluğu nedeni ile oluşmamakta; bu kurumlardaki araştırmacılar da fırsat buldukça görece daha uygun çalışma ortamı sundukları için üniversitelere geçmektedirler. Bunun temel nedeni de bakanlıkla bünyesindeki müstakil araştırma kurumları ile rutine odaklı bürokratik kurumların çalışma ve insan kaynaklarını kullanma yaklaşımlarının birbiriyle çok uyumlu olmamasıdır. Araştırma iklimi özgürlük, serbestlik, esneklik ve yaratıcılık gerektirirken bürokrasi standardizasyona daha çok değer verir.
    1. Hiçbir bakanlık icracı işlerinin önüne geçecek ve gündemi sadece uzun dönemli araştırmalar olacak bir birime yeterli maddi ve insan kaynağı ayırmamakta, en dinamik ve üretken personelini değil daha çok boşa çıkardığı kişileri AR-GE birimlerine yönlendirmektedir. Örneğin sırf araştırma amaçlı olarak kurulan Aile Araştırma Kurumu bile zamanla bu kimliğinden uzaklaşarak bürokratik bir kuruma dönüşmüştür.
  2. Üniversitelerin sosyal araştırma gündemleri, büyük ölçüde öğretim elemanlarının kariyer planları, kişisel ilgileri ve akademik unvanları edinme süreçlerine odaklı olarak oluşmaktadır. Bağımsız personel ve bütçelerinin olmaması bir yana, rektörlük değişimleri genelde üniversiteler bünyesindeki araştırma merkezlerinin yönetici değişimiyle sonuçlandığı için bu merkezlerde kalıcı ve uzun dönemli araştırmaların yapılmasını da neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Bu genel sorunun yanında akademik personelin üniversite bünyesinde uzun dönemli çalışmalara yönelmemesinin üç temel nedeni olduğu söylenebilir:
    1. Lisansüstü eğitim sürelerini aşan araştırmalara (maksimum 5 yıl) yüksek lisans ve doktora öğrencileri ilgi duymamaktadır.
    1. Sonuçların alınması akademik terfi sürelerinden uzun sürecek (örneğin 5 yıl, 10 yıl) araştırmalara öğretim üyeleri ilgi göstermemektedir.
    1. Üniversitelerdeki araştırmalar bir öğretim üyesi ve ekibi marifetiyle yürütüldüğünden yıllara sâri araştırmalar için üniversitelerde hem yeterli fon hem de bir öğretim üyesi grubunun çalışma süresini aşacak çalışmalar için uygun hukuki ve fiili ortam bulunmamaktadır.
    1. Üniversitelerin ülke geneli veri toplama süreçlerini yürütecek saha elemanı istihdam etme imkânları yoktur. Üniversiteler arası işbirliği kültürü zayıf ve etkisizdir. Ortak lisansüstü program yürütmede bile büyük sorunlar yaşanmaktadır.
  3. TÜBİTAK ve diğer araştırma amaçlı ulusal kurumlar da burada bahsedilen amaçların gerçekleştirilmesinde yeterli olmamaktadır. TÜBİTAK ülkemizde araştırma ikliminin iyileşmesinde çok önemli katalizör işlevi gören bir kurumdur. Ancak çalışma biçimi, kendisine sunulan projeleri özgün değer, yapılabilirlik, yaygın etki gibi kriterlere göre desteklemesini gerektirmektedir. Kendisinin sosyal ve kültürel alanlarda somut bir araştırma gündemi bulunmamaktadır.
  4. TÜBİTAK, bünyesinde sosyal bilim alanında gündemli ve uzun dönemli araştırmalar yaptıran bir birime sahip değildir. TÜBİTAK’ın fen ve mühendislik alanındaki çalışmalara odaklanması, sosyal ve kültürel alanlarda yıllara sâri ve belirli aralıklarla tekrarlanacak ulusal projelerin gerçekleştirilmesine imkân vermemektedir. TÜBA ve diğer kurumlar (Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Yunus Emre Enstitüsü vb.) tema odaklı oldukları ve yerleşik muhafazakâr kurumsal kültürleri nedeniyle uluslararası standartta, çok yönlü ve her araştırma yönteminin kullanılabileceği sosyal ve kültürel araştırmalar yapmaya elverişli görünmemektedirler.
  5. Kanunlarında geniş amaçlar yazılmış olsa bile kurumsal kültür ve mevcut insan kaynağı kısıtı nedeniyle mevcut kurumları dönüştürmek zor değil, adeta imkânsız görünmektedir.
  6. Bu konularda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları da iki nedenle ihtiyaca tam olarak cevap verememektedir: İlki, özü itibariyle bu tür çalışmaların sonuçlarının kamusal nitelik taşıması nedeniyle piyasa güdüleriyle çalışmaları finanse edecek yeterli mali kaynak temini mümkün değildir. İkinci olarak sivil toplum kuruluşu niteliğindeki örgütlerde süreklilik sorunu daha fazla yaşanmaktadır. Bu nedenle kamusal mal niteliği ağır basan ve uzun vadeli tutarlı politikaların ürünü olması gereken bu tür araştırmaların ancak kamusal destekle yürütülmesi mümkündür.

Sonuç olarak temel işi yapılan araştırmaların sağlam bir envanterini tutan, kurumlar bünyesinde yapılan çalışmaları ortak bir platforma toplayan, mükerrerliğe düşmeden hiçbir kurumunun yapmadığı ulusal veya dünya ölçekli büyük araştırmaları yapmak olan, veri ve bulguları araştırmacıların hizmetine sunan uluslararası standartta, bağımsız ve güvenilir merkezler kurmadan bu ihtiyaçların giderilmesi mümkün gözükmemektedir. Bu yüzden, ana gündemi uzun dönemli ulusal ve uluslararası alanda sosyal ve kültürel araştırmalar yapmak olan bir kurumun kurulması işlevsel ve gerekli görülmektedir.

Ulusal Araştırma Kurumunun Özellikleri

Kurulacak kurumun aşağıdaki özellikleri taşıması gerektiği, aksi taktirde beklenen verimi sağlamayacağı düşünülmektedir.

  1. Kurum, uzun vadeli ve kapsamlı çalışmaları bizzat bünyesinde, araştırmacıların kişisel özelliklerinden bağımsız olarak planlayacak bir yapıya sahip olmalıdır. Bir diğer deyişle, araştırma alanları ve kurguları uzun vadeli politikalarla belirlenmeli ve dönemsel değişimlerden ve araştırma ekiplerinin değişiminden etkilenmeyecek şekilde kurgulanmalıdır. TÜİK bu bağlamda kendi alanında uygun bir örnektir. Uzun soluklu planlamaların yürütülmesinde karşılaşılabilecek engelleri aşabilecek çalışma modelleri en baştan kurgulanmalı ve çalışma modeli hukuksal olarak garanti altına alınmalıdır.
  2. Dışarıda yapılan araştırmaları destekleyen TÜBİTAK benzeri sadece fonlayıcı bir kurum olarak düşünülmemelidir. TÜBİTAK bunu büyük ölçüde yapmaktadır. Doğrudan fon dağıtmak yerine ilgili tüm taraflarca alanda üretilmesi gereken bilgiyi bünyesinde ürettirecek farklı teşvik modelleri içermelidir.
  3. Yerli ve yabancı araştırmacıları bünyesindeki araştırmalarda kolayca istihdam edebilmelidir. Kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile ulusal ve uluslararası esnek çalışma ortamları/modelleri tanımlanmalıdır.
  4. Araştırmaların kendi bünyesinde tasarım ve organizasyonu için yetenekli, üretken ve yeterli sayıda çekirdek kadroya sahip olmalıdır. Uzun soluklu politikaları sürdürebilecek vizyon ve yeterlilikte olması beklenen çekirdek kadronun kurumsal kapasitesinin artırılması ve bu durumun sürdürülebilirliği için (yetki/eğitim/donanım/erişebilirlik gibi) altyapı süreçleri tanımlanmalı ve hukuksal olarak garanti altına alınmalıdır.
  5. Yıldan yıla azalmayacak bir gelir yapısı olmalıdır. Yıllara sâri araştırmalar için örneğin 10 yıl sonra bir araştırmanın bütçesinin bitmesi gibi bir durumun gündeme gelmemesi için düzenli ve sürekliliği olan bir gelir kaynağı olmalıdır.
  6. Ulusal düzeyde faaliyette bulunan herhangi bir icracı kamu kurumunun altında değil, özerk bir yapı ile faaliyet yürütmelidir.
  7. Bütün faaliyetleri şeffaf biçimde yürütmeli, ürettiği araştırmaların verilerinden uygun gördüklerini, ücretsiz olarak tüm yerli ve yabancı araştırmacıların kullanımına sunmalıdır.
  8. TÜİK gibi sadece araştırma amaçlı kullanılmak ve gerekli tedbirleri almak kaydı ile ulusal düzeydeki kayıt sistemlerinin verilerini kullanacak yetkilerle donatılmalıdır.
  9. Bu denli yetkinlikle donatılan araştırma merkezinin etkinliği ve verimliliğinin takip edilmesi ile ilgili bir denetim mekanizmasına sahip olmalıdır. Denetim mekanizması kısıtlayıcı, sınırlayıcı ve yasaklayıcı değil, ulusal politikalara ve araştırmacılara sağladığı bilimsel katkı, elde ettiği uluslararası bilinirlik ve saygınlık, üretilen bilgilerin kullanım alanları ve yaygınlığı, yeniliklere açıklık gibi kriterler üzerinden teşvik odaklı olarak tasarlanmalıdır.
  10. Ülkenin araştırma alanında en geniş paydaş yapısına sahip olmalı, ancak bu geniş paydaş yapısı yönetimi ve karar süreçlerini etkinlikten uzaklaştırmayacak rollerle tanımlanmalıdır.

Kurumsal Yapının Biçimi

Bu araştırma kurumu birisi yasayla kurulan özerk kurum diğeri vakıf olmak üzere iki farklı formatta olabilir.

  1. ÖSYM ve TÜBİTAK gibi özerk bir araştırma kurumu olabilir (örneğin, Türkiye Toplum ve Kültür Araştırma Kurumu).
  2. Türkiye Maarif Vakfı veya Türkiye Diyanet Vakfı gibi kanunla kurulan, yasal gelirleri tanımlanan, kamu tüzel kişiliği olan, idari ve mali bakımdan özerk bir kamu vakfı olabilir (Türkiye Toplum ve Kültür Araştırmaları Vakfı).

Vakıf şeklinde kurulması amaçlarını gerçekleştirme bakımından daha uygun görünmektedir.

Ülkenin araştırma altyapısını güçlendirmek ve kapasitesini artırmak isteyenlere duyurulur.

Ömer Demir
+ diğer makaleler

ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümünden 1988’de lisans ve 1990’da yüksek lisans derecesi aldı. 1993 yılında Anadolu Üniversitesinde İktisat alanında doktorasını tamamladı, 1996’da doçent 2009’da profesör oldu. Üniversite dışında TÜİK, YÖK ve ÖSYM’de yönetici olarak çalıştı, TÜBİTAK bilim kurulunda görev yaptı. Halen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde öğretim üyesi. İktisat metodolojisi ile iktisadın kurumsal yapılarla ilişkileri konusunda çalışmalar yapıyor.